20 Şubat 2026

Avni Arbaş - Bu Atlar Avni'nin Atları

Alaattin Bender Makale Görseli: Avni Arbaş - Bu Atlar Avni'nin Atları

 "BU ATLAR AVNİ'NİN ATLARI"                                            Avni ARBAŞ'ın Ardından...



Hatırlarsanız Atların, Kuvayi Milliye Atlıları'nın ressamı Avni Arbaş'ı yaşamının son yıllarını geçirdiği Foça'daki Atölye/evinde üç yıl önce yitirmiştik.

2003 yılı yaz başlarıydı sanıyorum. Bir gazete, satır aralarında geçen bir haberde Avni Arbaş'ın amansız hastalığa yakalandığından söz ediyordu. Piriç Han'daki atölyemde resim çalışırken, Foça'ya gidip bir şekilde kendisiyle tanışmayı, ona yakın olabilmeyi çok istemiştim. Ama, olmadı işte... Kısmet değilmiş. Oysa ki, 1978'de yitirdiğimiz ünlü ressam Orhan Peker'in izini sürebilmek, hayatına-kişiliğine dair bir iki kelime duyabilmek için İnebolu'nun yolunu tutmuştum. Atlar, her ikisinin de vazgeçemediği ortak konuydu. Öyle ki, Ferit Edgü'nün söylediği gibi "Avni'nin atları epik, Orhan'ınkiler ise lirik" idi.

Dörtnala koşulmuş 84 yıllık (1919-2003) uzun soluklu hayatını tamamlamış, resimlerindeki o Kuvayi Milliye Atları'ndan birinin kanatları üzerinde sanat tarihimizdeki yerini almıştı. Sanki, Japonların ünlü ressamı Hokusai ustayı örnek almıştı. Çünkü, Hokusai 80 yaşında harika işler yapmış ve "...bir seksen daha yaşasam ne güzel şeyler yaparım" demişti. Avni Arbaş da Hokusai'e atfen "bu ressam bir seksen yıl daha yaşasa eminim yine aynı şeyleri söylerdi" diyerek resme ve yaşama olan bağlılığını dile getirmişti.

Sanırım 2001 yılıydı. İstanbul'da İş Bankası Kuleler'indeki Kibele sanat galerisinde Avni Arbaş retrospektif* sergisi açılmıştı. Yine hayıflanıyordum İstanbul'da yaşamadığıma. Tesadüf bu ya, sergi bitmeden İstanbul'a görevli gitmiştim. İşlerimi aksatmayacak şekilde, yaklaşık 1,5 saatlik bir kaçamak yaparak Karaköy'den Levent'e koşuşturmuş ve nihayet Sergi salonuna kendimi atmıştım. Hangi yöne bakacağımı, nereden başlayacağımı şaşırmıştım. O anda, dünyanın en zengin insanı, en şanslı kişisi bendim. Çünkü, Zeynep Oral'ın söylediği gibi "Avni Arbaş:Resim ustası, çizgi, desen ustası, renklerin ustası, ışığın ve gölgenin ustası: öyle olmasa, onun portrelerine bakınca, resmettiği insanın görüntüsünden çok, gizli kişiliğini; manzaralarda bir coğrafyadan çok, bir tarihi ya da zamanı; Kuvayi Milliye Atları'na bakınca Kurtuluş Savaşı'nın destanını ve duygusunu, balıkçılarına bakarken balıkçıdan çok emeği; çocuk portrelerine bakınca coşkuyu, çiçeklerine bakınca umudu görebilir miydik..."

Avni Arbaş

"Bu atlar Avni'nin atları
Kuvayi Milliye Atları
Kara yamçı altında ak sağrı dolgun
Titrer burun kanatları
Bu atlar Avni'nin atları"

Diye yazmıştı Nazım Hikmet, 1958'de Paris'te Arbaş'ın Kuvayi Milliye Atlarını gördükten hemen sonra.

Avni Arbaş1919'da İzmir'in işgal edildiği günlerde dünyaya gelmişti. Babası Kuvayi Milliye saflarında yer almış bir subaydı. İlk resim derslerini babasından almıştı. 1923'de Muğla'da çekilen bir fotoğrafta giydiği Kuvayi Milliye kalpağının getirdiği o ruhu hep taşımıştı. Galatasaray Lisesi'nde okumuş, 1937'de girdiği Akademi'de Leopold Levy'nin öğrencisi olmuştu. 1946'da Akademi'deki eğitimini yarıda bırakıp, kazandığı bursla Fransa'ya gitmiş ve adeta resim sanatının içerisine dalmıştı. Ancak, 37 yıl sürecek Fransa serüveninin başlangıcında eşini doğum sırasında kaybetmiş ve kızına eşinin adını vermişti.

İlk sergisini 1951'de İstanbul'da, ardından 1952'de Paris'te Galeri La Rue'da açmıştı. O yıllarda Picasso ile tanıştı. Paris Okulu sanatçıları arasında yer aldı ve 1952'de ünlü "Octobre" sergisine katıldı. Resim çalışmaları nedeniyle, 1954'de çıkarılan vatandaşlık kanunu uyarınca askerlik için başvurmadığından vatandaşlıkdan çıkarıldı. 1971'de ölen annesinin cenazesine özel izinle ancak yetişebildi. Kızını uzun yıllar göremedi. 1977'de yurda döndüğünde o bir vatansız ("haymatlos") idi. Çünkü, Fransız vatandaşlığına da geçmemişti! 1981'de Atatürk'ün 100.doğum yılı nedeniyle düzenlenen "Kurtuluş Savaşı ve Devrimler" yarışmasında birincilik ödülünü kazandı.

Abidin Dino, Nazım Hikmet, Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat, Abdi İpekçi, Aziz Nesin, Yaşar Kemal gibi düşün insanı dostları onun sanat dünyasının ne denli zengin olduğunun bir başka göstergesidir. Öyle ki, Yaşar Kemal'in "İnce Memed" romanının I. ve II. ciltlerinin kapak desenlerini o yapmıştır.

Arbaş, hep kendi resmini yapmış, akımların peşine takılmaktan hep kendini alıkoymuştur. 35 yıl önce, Zeynep Oral'a bir röportaj sırasında "Paris'e ilk gittiğimde, en büyük akıllılığım, belki bir ekole bağlanmamak oldu. Şu ya da bu ekole, şu ya da bu akıma bağlanmak, doğaya karşı gelmek olurdu. Ve kişiliğim buna elverişli değildi. Çünkü, akımların tümü elmanın yarısıysa, diğer yarısı benim kişiliğim ve içimdeki birikimdir" demiştir.

Avni Arbaş "İnsan yaptığı şeyi tanımalı. Eğer söyleyecek sözünüz yoksa o zaman birşey yapamazsınız. İnsanlar hayal etmesini unutmuşlar. Sessizlik yok, her tarafta gürültü var. Düşünmek çok önemli. İnsanlar yavaş yavaş düşünmemeye doğru yönlendiriliyor." demiştir.

Avni Arbaş gibi kayan yıldızların yerini yenilerinin doldurmasAvni Arbaşı ve gökyüzünün hep aydınlık Avni Arbaşkalması dileğiyle. Haydi yaşama ve sanata katılın!.

retrospektif* : Sanatçının çok geniş bir zaman diliminde yapmış olduğu resimlerin birarada sergilendiği kapsamlı sergi.

Kaynakça: -1998 tarihinde Milli Reassürans Sanat Galerisi tarafından bastırılan Avni Arbaş kataloğu.
-2001 tarihinde İş Bankası Kültür Yayınları tarafından bastırılan Ferit Edgü'nün kaleme aldığı Avni Arbaş kataloğu.

Alaattin Bender
www.alaattinbender.com

     Alaattin BENDER                                                     Ustaların İzinde...

← Tüm Yazılar Paylaşılmak İçin...