|
"BU
ATLAR AVNİ'NİN
ATLARI"
Avni ARBAŞ'ın Ardından...
|
Hatırlarsanız
Atların, Kuvayi Milliye Atlıları'nın ressamı Avni Arbaş'ı yaşamının son
yıllarını geçirdiği Foça'daki Atölye/evinde üç yıl önce yitirmiştik.
2003 yılı yaz başlarıydı sanıyorum. Bir gazete, satır aralarında geçen bir
haberde Avni Arbaş'ın
amansız hastalığa yakalandığından söz ediyordu. Piriç Han'daki atölyemde
resim çalışırken, Foça'ya gidip bir şekilde kendisiyle tanışmayı, ona yakın
olabilmeyi çok istemiştim. Ama, olmadı işte... Kısmet değilmiş. Oysa ki,
1978'de yitirdiğimiz ünlü ressam Orhan Peker'in izini sürebilmek,
hayatına-kişiliğine dair bir iki kelime duyabilmek için İnebolu'nun yolunu
tutmuştum. Atlar, her ikisinin de vazgeçemediği ortak konuydu. Öyle ki, Ferit
Edgü'nün söylediği gibi "Avni'nin atları epik, Orhan'ınkiler ise
lirik" idi.
Dörtnala koşulmuş 84 yıllık (1919-2003) uzun soluklu hayatını tamamlamış,
resimlerindeki o Kuvayi Milliye Atları'ndan birinin kanatları üzerinde sanat
tarihimizdeki yerini almıştı. Sanki, Japonların ünlü ressamı Hokusai ustayı
örnek almıştı. Çünkü, Hokusai 80 yaşında harika işler yapmış ve "...bir
seksen daha yaşasam ne güzel şeyler yaparım" demişti. Avni Arbaş da
Hokusai'e atfen "bu ressam bir seksen yıl daha yaşasa eminim yine aynı
şeyleri söylerdi" diyerek resme ve yaşama olan bağlılığını dile
getirmişti.
Sanırım 2001 yılıydı. İstanbul'da İş Bankası Kuleler'indeki Kibele sanat
galerisinde Avni Arbaş retrospektif* sergisi açılmıştı. Yine hayıflanıyordum
İstanbul'da yaşamadığıma. Tesadüf bu ya, sergi bitmeden İstanbul'a görevli
gitmiştim. İşlerimi aksatmayacak şekilde, yaklaşık 1,5 saatlik bir kaçamak
yaparak Karaköy'den Levent'e koşuşturmuş ve nihayet Sergi salonuna kendimi
atmıştım. Hangi yöne bakacağımı, nereden başlayacağımı şaşırmıştım. O anda,
dünyanın en zengin insanı, en şanslı kişisi bendim. Çünkü, Zeynep Oral'ın
söylediği gibi "Avni Arbaş:Resim ustası, çizgi, desen ustası, renklerin
ustası, ışığın ve gölgenin ustası: öyle olmasa, onun portrelerine bakınca,
resmettiği insanın görüntüsünden çok, gizli kişiliğini; manzaralarda bir coğrafyadan
çok, bir tarihi ya da zamanı; Kuvayi Milliye Atları'na bakınca Kurtuluş
Savaşı'nın destanını ve duygusunu, balıkçılarına bakarken balıkçıdan çok
emeği; çocuk portrelerine bakınca coşkuyu, çiçeklerine bakınca umudu
görebilir miydik..."

"Bu atlar Avni'nin
atları
Kuvayi Milliye Atları
Kara yamçı altında ak
sağrı dolgun
Titrer burun kanatları
Bu atlar Avni'nin
atları"
Diye
yazmıştı Nazım Hikmet, 1958'de Paris'te Arbaş'ın Kuvayi Milliye Atlarını
gördükten hemen sonra.
1919'da İzmir'in işgal edildiği günlerde dünyaya gelmişti.
Babası Kuvayi Milliye saflarında yer almış bir subaydı. İlk resim derslerini
babasından almıştı. 1923'de Muğla'da çekilen bir fotoğrafta giydiği Kuvayi
Milliye kalpağının getirdiği o ruhu hep taşımıştı. Galatasaray Lisesi'nde
okumuş, 1937'de girdiği Akademi'de Leopold Levy'nin öğrencisi olmuştu.
1946'da Akademi'deki eğitimini yarıda bırakıp, kazandığı bursla Fransa'ya
gitmiş ve adeta resim sanatının içerisine dalmıştı. Ancak, 37 yıl sürecek
Fransa serüveninin başlangıcında eşini doğum sırasında kaybetmiş ve kızına
eşinin adını vermişti.
İlk sergisini 1951'de İstanbul'da, ardından 1952'de Paris'te Galeri La Rue'da
açmıştı. O yıllarda Picasso ile tanıştı. Paris Okulu sanatçıları arasında yer
aldı ve 1952'de ünlü "Octobre" sergisine katıldı. Resim çalışmaları
nedeniyle, 1954'de çıkarılan vatandaşlık kanunu uyarınca askerlik için
başvurmadığından vatandaşlıkdan çıkarıldı. 1971'de ölen annesinin cenazesine
özel izinle ancak yetişebildi. Kızını uzun yıllar göremedi. 1977'de yurda
döndüğünde o bir vatansız ("haymatlos") idi. Çünkü, Fransız
vatandaşlığına da geçmemişti! 1981'de Atatürk'ün 100.doğum yılı nedeniyle
düzenlenen "Kurtuluş Savaşı ve Devrimler" yarışmasında birincilik
ödülünü kazandı.
Abidin Dino, Nazım Hikmet, Sabahattin Eyüboğlu, Azra Erhat, Abdi İpekçi, Aziz
Nesin, Yaşar Kemal gibi düşün insanı dostları onun sanat dünyasının ne denli
zengin olduğunun bir başka göstergesidir. Öyle ki, Yaşar Kemal'in "İnce
Memed" romanının I. ve II. ciltlerinin kapak desenlerini o yapmıştır.
Arbaş, hep kendi resmini yapmış, akımların peşine takılmaktan hep kendini
alıkoymuştur. 35 yıl önce, Zeynep Oral'a bir röportaj sırasında "Paris'e
ilk gittiğimde, en büyük akıllılığım, belki bir ekole bağlanmamak oldu. Şu ya
da bu ekole, şu ya da bu akıma bağlanmak, doğaya karşı gelmek olurdu. Ve
kişiliğim buna elverişli değildi. Çünkü, akımların tümü elmanın yarısıysa,
diğer yarısı benim kişiliğim ve içimdeki birikimdir" demiştir.
Avni Arbaş "İnsan yaptığı şeyi tanımalı. Eğer söyleyecek sözünüz yoksa o
zaman birşey yapamazsınız. İnsanlar hayal etmesini unutmuşlar. Sessizlik yok,
her tarafta gürültü var. Düşünmek çok önemli. İnsanlar yavaş yavaş
düşünmemeye doğru yönlendiriliyor." demiştir.
Avni Arbaş gibi kayan yıldızların yerini yenilerinin doldurmas ı ve
gökyüzünün hep aydınlık kalması
dileğiyle. Haydi yaşama ve sanata katılın!.
retrospektif* : Sanatçının çok geniş bir zaman
diliminde yapmış olduğu resimlerin birarada sergilendiği kapsamlı sergi.
Kaynakça: -1998 tarihinde Milli Reassürans
Sanat Galerisi tarafından bastırılan Avni Arbaş kataloğu.
-2001 tarihinde İş Bankası
Kültür Yayınları tarafından bastırılan Ferit Edgü'nün kaleme aldığı Avni
Arbaş kataloğu.
Alaattin Bender
www.alaattinbender.com
|
Alaattin
BENDER
Ustaların İzinde...
|
|