|
"KARADUTUM, ÇATALKARAM,
ÇİNGENEM" Bedri
Rahmi EYÜBOĞLU
|
15
yıl önce... Resim ateşinin koru yüreğime düşmekte. Ankara'da geçen vatani
görevim sırasında mütevazi bir kitap reyonundayım. Gözüme nisbeten eski
tarihli bir kitap takılıyor: Adı "Resme Başlarken". Kitabın
sayfalarını araladığımda yanlış hatırlamıyorsam: "Güvercinleri boyayın, maviye yeşile boyamaktan
korkmayın" diyordu. Bu öğüt belleğimde yer etmiş olacak ki
1996 yılında "mavi güvercin" isimli resmimi boyuyorum. Kitabı bir
solukta okuduğumu, sonraları dönüp tekrar tekrar sayfalarını araladığımı
hatırlıyorum. Atölyesinin duvarında asılı "Yemin"inde de
tekrarladığı resmin yapıtaşları olan "çizgi, leke, renk ve beneği"
bu kitaptan öğrenmiş ve mıh gibi belleğime kazımıştım. Mavi Yolculuğa çıkıp
da Göçek adalarından birinde onun bir kayaya yaptığı balık resmiyle
karşılaşmayan yoktur sanırım. Aslında önceki yazılarımızda onun adını epeyce
çınlattık. Öğrencileri Turan Erol'u Orhan Peker'i hep anlatmıştık. Sahi,
hocaların hocası Bedri Rahmi Eyüboğlu'nu, namı diğer "Reis"i
anlamak, yaşatmak için neden bu kadar geç kaldık? Halbuki, değil miydi ki
İstanbul Modern'in hemen girişinde öğrencisi Burhan Uygur'un resminin
karşısında onun "Han Kahvesi"ni hep beraber izlemiş ve 138.
sayımızda "Eski Dostlar"ımızın kulağını çınlatmıştık.
Karadut şiirini
sanırım işitmeyen yoktur. Aslında bu şiir sevgili Can Dündar'ın da TV'deki
bir belgeselde işlediği gibi yasak bir aşkın ürünüdür. Oğlunun belirttiğine
göre Bedri Rahmi aşklarını adlarıyla anmayacak kadar kibar bir insan
olduğundan "Karadut" ismini verir bu aşkına. Üzüm çeşitleri olan
"karadut" ve "çatalkara" ile Çorum'a yaptığı Yurt gezisi
sırasında tanışır.
"Karadutum, çatal
karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir
tanem
Ağaç isem dalımsın salkım
saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan,
dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde
bulduğum
Karadutum, çatal karam,
çingenem
Daha nem olacaktın bir
tanem
Gülen ayvam, ağlayan
narımsın
Kadınım, kısrağım,
karımsın."
Gerçekte
"Karadut", onun Akademideki asistanlık döneminde heykel bölümünde
misafir öğrenci olan Mari Gerekmezyan'dır. Bedri Rahmi karasevdaya
tutulmuştur. Bir süre sonra "Karadut" amansız bir hastalığa
yakalanmıştır. Bedri Rahmi ilaç parası uğruna resimlerini sattıysa da
Karadutun vefatına engel olamamıştır.
Sitem "Önde
zeytin ağaçları arkasında yar Sene 1946 Mevsim Sonbahar Önde zeytin ağaçları
neyleyim Dalları neyleyim Yar yoluna dökülmedik dilleri neyleyim.
..." diye devam eden Erol Evgin'in seslendirdiği sitem dolu bu güzel
şarkının sözlerini şiire döken yine Bedri Rahmidir.
Bir elinde dolmakalem, öteki elinde fırça
O vakit Bedri
Rahmi'yi tanımlarken şair mi demeli, yoksa ressam mı; ben karar veremedim.
Dilerseniz cevabı kendisi versin: "Bir
elinde dolmakalem, öteki elinde fırça ile dolaştığı için elleri daima boya
içerisindedir. Resimden yorulunca yazı yazmaya başlar. Kendini ressamlara
sorarsanız: 'Ressamlığı şöyle böyle, ama iyi şiir yazar', derler.
Muharrirlere sorarsanız: 'Muharrirliği şöyle böyle, fakat iyi resim yapar',
derler. Terzilerden ve berberlerden pek hoşlanmaz. El Greco'ya, Rus
romanlarına, pastırmaya ve halk türkülerine bayılır. Gündüzleri resim
yaptığı, geceleri yazı yazdığı söylenir. Bunlardan hangisini daha çok
sevdiğini kestirmek güçtür. Muhtelif mecmua ve gazetelerde yazar."
Turan Erol'a göre "
...Başlangıçta yazınla resim arasında uzun süre bocalayan Bedri Rahmi,
sonuçta iki uğraşı bir arada, iki karpuzu bir koltukta götürmeye karar
vermiştir". Bence Bedri Rahmi'yi sadece ressam veya şair
olarak tanımlamak yetersiz kalır. O yaşama sanatını "Sevmek bu dünyayı çerden
çöpten / Sevmek bir zerresini ziyan etmeden / Sevmek dinlenmeden
sevmek..." dizelerinde ve aşağıdaki şiirinde de
dillendirdiği gibi hepsinden daha iyi icra eder:
"Yaşadım!
Erik ağaçları şahidimdir
Yıldızlar şahidimdir.
Yaşadım!
Avuçlarımın gücü yettiği
kadar
Dağları, kadınları,
meyveleri
Yaşadım! ..."
1911 Görele doğumlu
sanatçı Trabzon Lisesi'nde okurken ne büyük şanstır ki resim öğretmeni Zeki
Kocamemi'dir. Onun derslerinin etkisi ile İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne
girer. Burada Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı'nın öğrencisi olur. 1930'da ağabeyi
Sabahattin Eyüboğlu'nun yanına Paris'e gider. Orada André Lhote'un yanında
resim çalışırken kendisi gibi ressam olan Rumen asıllı eşi Eren Eyüboğlu ile
tanışır. Yurda döndükten sonra 1934'te D Grubu'nun dördüncü sergisine
katılır. İlk kişisel sergisini de aynı yıl Bükreş'te açar. 1937'de Cemal
Tollu'yla birlikte Akademi'nin Resim Bölümü Şefi Léopold Lévy'nin asistanı
olur. Birçok ressamın da katıldığı, CHP'nin düzenlediği Yurt gezileri
çerçevesinde Bedri Rahmi de resim yapmak üzere 1941'de Çorum'a gider. Bu
dönem resimlerinde köy manzaraları, köy kahveleri ile bebesini emziren köylü
kadınlar egemendir. Bedri Rahmi böylece Anadolu'nun zenginliklerinin farkına
ve tadına varabilmeyi başarmıştır.
Cengiz Bektaş "Bizi
dile getirir… Bizi bizim üzerimize düşündürür… Üstelik parmak göstermeden,
kişiliklerimize dokunmadan, kendi kimliğimiz, kişiliğimizle gelişmemizi en
çok önemseyerek…" diyerek Bedri Rahmi'nin 1927 yılından ölümüne
dek sürdürdüğü "hoca"lığını övmüştür. Bu nedenledir ki onun bir
zamanlar öğrencisi olan sanatçılar bugünün bir kısım "prototip"
ressamlarından farklı olarak kendi özgün kişilikleriyle sanat tarihimizdeki
yerlerini almışlardır.
Sanatçı Akademi
yıllarında Van Gogh'u, sonraları El Greco, Dufy ve Matisse'i kendine yakın
bulmuştur. Bedri Rahmi'nin portreleri içerisinde otoportre'leri (kendi
portreleri) önemli bir yer tutar. Burnu çenesine değdi değecek, kıvır kıvır
saçları önüne düştü düşecek bu portrelerdeki özgün yorumu usta işidir.
Kahveler, saz çalan aşıklar, kemençeciler, horon tepenler, balıklı nü'ler (ki
aynı konuyu Orhan Peker de işlemiştir), hayat ağacı, gecekondular (ki Turan
Erol'a da konu olmuştur), ebabil kuşları, geyikler, kısacası hayat onun
resminin konusu olmuş; "Karadut" şiirinde adı geçen
"nar"ı ve "karadut"u ("karadut satıcısı") dahi
resmetmiştir. Arkadaşlarının "şöyle bir burun kıvırışta yapılmış
gibidirler" dediği resimleri için Bedri Rahmi "Ben tablolarımda her
şeyden önce tazelik bulunmasına çalışırım. Üzerinde yıllarca bile çalışsam
insana 'bunu ben de yapardım' dedirtecek kadar sade olmasını, yeni yapılmış,
üzerinde uğraşılmamış hissini vermesini isterim" demektedir. Bedri
Rahmi'nin bu açıklaması da Turan Erol resminin sanki "çalakalem"
hissi veren özgün tekniğini açıklamaya yeter. Bedri Rahmi resmin yanısıra
özgün baskı teknikleri ve kumaş üzerine baskılar, tabak üzerine resimler,
mozaik ve seramik duvar panoları yapmış, eserlerinin galeri duvarlarından
çıkarak yaşamın içine karışmasına önem vermiştir. 1958'de Uluslararası
Brüksel Sergisi için 272 m²'lik büyük bir mozaik pano gerçekleştirerek altın
madalya kazanmıştır. Bir yıl sonra da o zaman Paris'te, şimdi Brüksel'de
bulunan NATO yapısı için 50 m²'lik bir mozaik pano hazırlamıştır. Başta
Devlet Resim Sergilerinde olmak üzere çeşitli ödüller kazanmıştır. 
"Resim, ışığa kavuşan
herşeyi büyük bir aşk ile incelemek ve bu aşkı renkler ve çizgiler aracılığı
ile insanlara aşılamak sanatıdır" diyen Bedri Rahmi "... Ben renk peşindeyim. Benim
anladığım resim hiçbir zaman bitmiyor. Biten bir şeyler oluyor. Ama resim
değil de çoğu zaman boya bitiyor, terebentin bitiyor, çalışma sevinci
bitiyor, en kötüsü ömür bitiyor." demiştir. Yaşam ustası,
"Hoca"ların "Hoca"sı güzel insan Bedri Rahmi Eyüboğlu 21
Eylül 1975 tarihinde çok sevdiği hayata gözlerini yummuştur. Dilerim tüm
sanatçı ressamlar onun "Yemin"ini tutarlar. Bedri Rahmi'ye
saygılarımla ...
Alaattin Bender
www.alaattinbender.com
|
Alaattin
BENDER
Ustaların İzinde...
|
|