|
ANLAT BİRAZ...
|
|
Duran KARACA’nın Ardından...
|
“Benim doğduğum köylerde şimal rüzgarları eserdi” diye başlayan ve
…
“Sen Türkiye gibi aydınlık ve
güzelsin.
Benim doğduğum köyler de güzeldi.
Sen de anlat doğduğun yerleri
Anlat biraz” diye sona eren Cahit Külebi’nin
‘Hikaye’ şiirine kulak vermiş;
Hasan Hüseyin’in (Korkmazgil):
“Dağlara, dağlara, dağlara
doğru
Çalı çırpı sıla gurbet
dağlara doğru
Sarı sıcak ak cibinlik
dağlara doğru
Ordu, ordu çekip gider
ayçiçekleri
Bakma turaç* bakma bana el
gibi
…
Ben çalmadım bu davulu karaca
duran çaldı
Pir Sultan'ı benden aldı kekliği Silifke'den
Boyasını yaman kardı dadal'dan
Telini de yaman gerdi
Karacaoğlan'dan
Vurdu mavi, vurdu yıldız,
vurdu dağbaşı”
dizelerindeki gibi sahip çıkmıştır doğduğu sarı sıcak
topraklara. Uğur Mumcu da “Duran
Karaca’nın resimlerinde Çukurova’nın cehennem sıcağı var, akşam serinliği
var, halk türküleri gibi sıcacık duygular, deyişler, seslenişler var”
diye yazmıştır köşesinde.
Ankara Resim ve Heykel Müzesi kolleksiyonundaki 123x138 cm ebadındaki gece
resmi Van Gogh’un ‘yıldızlı gece’ resmini anımsatır bana. Kadınlar dışarıda
çadırların etrafında öbek öbek kümelenmiş, yumak biçimindeki yeşil ağacın
dallarına beşikler kurulmuş. Bir sessizlik, bin renklilik. Yıldızların mı, ayın
mı şavkı vurmakta geceye bilinmez. Bilinen odur ki, en sıcaktan en soğuğa
paletin renkleri esirgenmemiş. Karaca’nın resimlerinde engin bir gökyüzünün
sihri her daim sarmalar içine çeker sizi. Orhan Peker’in duyarlı yüreğini
Karaca’da da gördüm desem yeridir. Hep de bir içtenlik. Doğrudan Karaca ile
konuşmadımsa da sanatçının Peker ile pek çok ortak kaygıyı taşıdığını, hatta
bazı konulara her ikisinin de ortak olduğunu görüyoruz. Karaca’nın yavru bir
oğlağı kucaklayıp bağrına basan figür resmine bakarken Peker’in ‘Gülibik’
resmindeki horozunu bağrına basan çocuğu hatırlarım. Bu iki koca yürekli
adamın duyumsadıkları sevgiyi resmedişleri yine aynı. Bu arada ne güzel
tesadüf ki yıllar sonar, Orhan Peker’in resimlediği, Çetin Öner’in yazdığı
‘Gülibik’ kitabının Can-çocuk yayınlarından çıkan yeni baskısına Mezunlar
Derneği’ndeki kitabevinde rastladım ve kapaktaki Peker resminden hemen
oracıkta tanıyıverdim ‘Gülibik’i. Zira, Beşiktaş Çağdaş’taki retrospektif
sergide de vardı ‘Gülibik’.
Bu yıl ikincisi düzenlenen ArtForum Plastik Sanatlar Fuarı’nda
‘Sanatçı Onur Ödülü’ ressam Duran Karaca'ya verildi. Fuar girişi Karaca’nın 4
büyük resmi ile taçlandırılmıştı. İlk resimde, beyaz bulutları sınırlayan
mavilerin aksi ırmağa yansımış, ırmağın karşı kıyısındaki boz alanlara karşıt
olarak ırmak kenarında kümelenmiş, karalara bürünmüş keçi sürüsü ile siyah
leke etkisi yaratılarak siyah-beyaz dengesi kurgulanmıştı. En alttaki toprak
parçasında sarıdan turuncuya, hatta ve hatta kırmızıya yaklaşan tonlarla sarı
sıcak toprak etkisi verilmişti. Başka bir resimde gündüz çekilmiş, ay
yükselmiş, parlak bir yaz gecesi çitlerin arkasında sıralanan atlar bir
taraftan dinlenirken bir taraftan da eminim aralarında fısıldaşmakta.
Karaca’nın yüreği de onları dinlemekte. Chagall’ın lirik resimlerine benzer
bir şiirsel duyarlılık var bu resimlerde. Keçiler, koyunlar, sürüler hiç
eksik değil. Ama hep de gizem dolu kara keçiler. Öyle ki, kimi zaman sürüden
ayrılan o kara keçiler sanki kürsüye çıkmış, sarı sıcak gökyüzüne
diklenmekte. Keklik
ve turaç da koşup gelmiş Duran’ın çağrısına. Sonra da hiç eksik olmamış
resminden. Biricik oğluna ‘Turaç’ adını verecek kadar etkilemiş Karaca'yı.
Duran Karaca Orhan Peker’in aksine kalın boya dokusu yerine lekeci bir tavır
benimsemiş; lekeler içerisinde izleyiciye fırçanın nasıl salındığını gözleme
fırsatı vererek sanki sanatının izlerini deşifre etmek istemiştir. Renk
aşığı, renk tutkunu Karaca. Başta natürmortları olmak üzere resimlerinde
Gauguin'in fov (‘fauve’) renklerine benzer iddialı, keskin kontrast renkleri
de belli bir ölçü dahilinde tuvalinden eksik etmez. Güneş altında ayçiçekleri
güneşe yüzlerini dönmüş yıldız yıldız parlamakta. Ya elinde karpuz dilimini
tutan çocuğa ne demeli. Karpuz diliminin yay formu devam ederek adeta figürün
üzerindeki giysinin yaka çizgisini tamamlamakta. Ve o yüzdeki safyürek ifade.
1934 Ceyhan doğumlu Duran
Karaca henüz lise yıllarındayken sonraki hayatını etkileyecek bir olayla
karşılaşır. Çizdiği
karakalem resimleri o zamanın prestijli dergisi Varlık’a gönderir. Birkaç ay
geçmeden resimler Yaşar Nabi’nin Varlık Dergisi’nde, hem de kapak sayfasında
yayınlanır. Her ne kadar l ise
sonrası Ankara Hukuk Fakültesi’nde bir yıl okuduysa da ‘Varlık’ serüveni ile
başlar dönüşü olmayan resim serüveni. Akademi’de (İDGSA) Halil Dikmen ve
Cemal Tollu atölyelerinde çalışan sanatçı Yaşar Kemal'in ‘Yusufçuk Yusuf’
adlı romanını, Mahmut Makal'ın ‘Kalkınma Masalı-2’ adlı kitaplarını
resimler. 1962 yılında Ankara’da Doğuş sanat galerisinde ilk kişsel sergisini
gerçekleştirir. 1971 yılında TRT Resim yarışması başarı ödülünü kazanırken,
1981’de Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği ‘Atatürk ve Kurtuluş Savaşı’ konulu
Resim yarışmasında mansiyon ödülü alır. 1984 yılında Sanat Kurumu tarafından
verilen "Yılın Sanatçısı" ödülünü Fethi Arda ile paylaşır. Duran
Karaca hayatını sadece resim yaparak kazanan ender sanatçılardan birisidir.
Bir söyleşisinde “Biz yaşadığımız topluma, yaşadığımız çevreye ve insana
bağlı ressamlarız. … Bir büyük ressamın söylediği gibi, ‘sanat hiçbir zaman
doğadan vazgeçmeyecektir.’” diyerek toplumsal gerçekçi çizgide figüratif
resimden kopmadan, ama her daim yüreğini koyarak boyar tuvalini. Bir de hiç
unutmaz atölyesini ziyarete gelen hemşehrisi ‘Kekeç Memet’in sorusunu: “Sen
bunu yapıyon, yapıyon ya Emmoğlu, bi menfaatin va mı?” Unutamaz, çünkü
‘Kekeç Memet’ “sanatın tanımını şıpın işi, os’saat, orada yapıvermiştir”.
Ardından buruk bir şekilde rahmetli Orhan Peker’in sorusunu hatırlar: “Duran,
sanki bizden isteyen mi var ki resim yapıyoruz?”
Evet,
Karaca yüreğini gördüm Duran’ın; çocuksu, sevgi dolu. Ve bitip tükenmez
azmini gördüm. Daha da ötesi resme sevdasını gördüm. Ama bu sevdaya ihanet
ettiğini hiç mi hiç görmedim. Sanırım Duran Karaca'nın hayatında hayatından
daha değerli iki şey vardı: Resim ve ‘Turaç’.
Bugün (28.11.2006) öğleden sonra
15:45’de, bu ayki yazımı hazırlarken sanki içime doğmuş gibi Nurol Sanat
Galerisi yöneticisi Yüksel Hanım’dan gelen mesajla irkildim, yutkundum;
kelimelerim düğümlendi. Biraz öncesine kadar hasta olmasına rağmen hayatta
olan Duran Karaca, artık aramızda yoktu. Muhtemel bu gece yıldızların
arasından bize ışık saçacak. Morları, mavileri, sarıları yakacak!. Seni de
çok özleyeceğiz Karaca. ‘Karadır bahtım kara’. Büyük usta Duran Karaca'ya
saygılarımla...
Alaattin Bender
www.alaattinbender.com
Turaç*:Soyu
tükenmekte olan, Toroslar bölgesinde de rastlanan Sülüngiller familyasından
bir kuş türü.Kaynakça:-Nurol Sanat Galerisi tarafından yayınlanan 2002
tarihli Duran Karaca sergi kataloğu.
-Sanat Yapım tarafından yayınlanan, Önder Şenyapılı
tarafından yazılan 1989 tarihli “Benim Sanatçılarım” kitabı.
|
Alaattin
Bender
Ustaların İzinde…
|
|