20 Şubat 2026

Her Resim Birileriyle Konuşmak İster

Alaattin Bender Makale Görseli: Her Resim Birileriyle Konuşmak İster

 HER RESİM BİRİLERİYLE KONUŞMAK İSTER

Yazın son demlerini yaşıyorduk. Marmaris'in ötesini Selimiye ve Bozburun'u hep merak etmiştim. Ağustos sonunda Selimiye'ye gitmeye karar verdik. Kıvrıla kıvrıla uzayan yollar ve virajlardan sonra soluğu Selimiye'de aldık. Takdiri ilahi mi demeli, bilemiyorum; biraz yorucu bir araştırmadan sonra denize sıfır konumda bir 'apart' kiraladık. Açıkçası denize hiç bu kadar yakın konaklamamıştık; öyle ki önümüzden geçen sadece bir yol denizle aramıza set çekiyordu. Sanırım biraz şaşırdınız ve anlatılanlarla sanat kavramı arasında bir bağ kuramadınız. Yanıldınız! Aramızda güçlü bir bağ vardı. Ve bu 3. sınıf apartta her ne hikmetse her odanın duvarlarını özgün baskı resimler süslüyordu. Hem de devlet sanatçısı Devrim Erbil'in renkli özgün baskıları. Salondaki baskının adı "Ay Işığında Marmaris" idi. Dolunayda ayın şavkı vurmuştu sazın, pardon! suyun üstüne. Leylim ley! Marmaris'in tepeleri de bu ışıltıdan payına düşeni almış, teknelerin yelkenleri çit misali limanı çevrelemişti. Diğer baskıları da inceleyince anlaşıldı ki, sanatçı Tavşanbükü de dahil olmak üzere, sanırım 1993 yılında Marmaris'in 'bük'lerini keşfe çıkmış ve bir dizi özgün baskı resim yaratmıştı. Bu mütevazi apart da iç dekorasyonu yenilenen büyük bir otelden (sanırım Tavşanbükü'ndeki) sözüm ona 'ıskarta'ya çıkarılan resimlerin birkısmını alarak koridorlarına varıncaya dek duvarlarını süslemiş ve onlara seslenecek birilerini beklemeye koyulmuştu. Tıpkı Le Corbusier'in dediği gibi: "Her resim birileriyle konuşmak ister, ama yalnızca ona seslenirseniz konuşur."

Aslında özgün baskı ile ilk tanışıklığım lise yıllarında rahmetli babamın getirdiği Meteksan takvimindeki, Orhan Peker'in başlangıçta ne olduğunu o zamanlar kestiremediğim tulumbacılar (itfaiyeciler) isimli "litografi" (taşbaskı) resimlerini görmemle oldu. Zira, 'Cornelius'a Mektuplar' kitabında, Orhan Peker "Bilirsin, eskiden beri bu baskı işlerini severim. Belki de bir ressam olarak bu yanım daha ağır basar" diyerek baskı resme olan sevdasını dillendirmişti. Daha sonra, 1990-1994 yılları arasında devam ettiğimiz Güvercinlik'teki Toprak Mahsulleri Ofisi yerleşkesindeki hangardan bozma sanat atölyesindeki özgün baskı odasını gördüm. Arkadaşım Fevzi Kaygı resmin yanısıra özgün baskı kurslarına da devam ediyordu. Onları izlediğimde ellerinde bir kısım kesici aletlerle, çizdikleri resimleri linolyum kalıplara kazıdıklarını, daha sonra bu kalıpları matbaa mürekkebi ile boyadıklarını ve en son safhada da baskı makinesinin tezgah yüzeyine yerleştirdikleri kalıbın üzerine kağıt tabakayı serdiklerini ve döküm merdanenin altından, bir düzenekle bu tezgahı kaydırmak suretiyle kalıp üzerindeki boyanın kağıda geçmesini sağladıklarını görmüştüm. Yapılacak baskı sayısına göre de bu işlemi tekrarlıyorlardı. Son aşamada baskıdan çıkan boyalı kağıtlar mandallar vasıtasıyla odada gerili ipler üzerine asılarak kurumaya bırakılıyordu. Ben sadece resimle ilgilenirken Fevzi, TMO atölyesi kapandıktan bir süre sonra kendisine bir pres yaptırmış ve bir yakınına ait garajı baskı atölyesine dönüştürmüştü. Daha sonraları üç arkadaş biraraya gelip kiraladığımız çatı katındaki resim atölyemizin bir odasını yine baskı atölyesi olarak düzenlemiştik. Hatırlıyorum da o presi 4. kata iki hamal zor çıkarmıştı.

"Evet, çizdim Berger'in portresini. Bir kez değil, bin kez. Ama çok sonra. Onu yitirdikten sonra. Gözlerim kapalı öyle kazıdım gravür plakalarına yüzünü aşkımın" sözleri sanatçı Aliye Berger'in özgün baskılarına yansıyan tutkulu ve hazin bir aşkın öyküsünü anlatıyordu. Öte yandan "Ne yaptımsa, ne gerçekleştirdimse, ne çizdimse içimden geldiği gibi yaptım, gerçekleştirdim; çizdim, kazıdım, oydum, bastım." sözleri bu tekniği özetle tanımlamak için yeterlidir sanırım. Yine de, tanımlamak gerekirse, sanatçının salt kendi çabasıyla oluşturduğu kalıptan, yine kendisi veya gözetiminde sınırlı sayıda üretttiği, altında imza ve baskı sayısıyla (#n1/#n2; basılma sırası/toplam baskı sayısı) doğruluğunu belgelediği, basılmışlara özgün baskı denir. Genel olarak baskı sayısı 10-100 arasında değiştiğinden özgün baskı resmin fiyatı yağlıboya resmin fiyatına göre çok daha düşüktür.

Çağdaş anlamda baskı tekniğinin 9.'cu yüzyılda Çin'de, 15. yüzyılda Avrupa'da kullanılmaya başlandığı söylenebilir. Bu dönemde tahtaya kalıp oyulması suretiyle yazı ve resimlerin kağıda basılarak çoğaltıldığı gözlenir. 1440 yıllarında harfleri dizerek sayfa kalıplarını oluşturan tekniğin Gutenberg tarafından bulunması ile birlikte artık tahta kalıplar yalnız resim baskıları için kullanılır. Kutsal resimleri çizen ve boyayan resim ustaları asıl resmi veren deseni öncelikle kalıptan basarak, daha sonra boyayarak üretme tekniğine yönelmişler; böylelikle özgün baskı resim tekniğinin doğuşuna ön ayak olmuşlardır. Zaman içerisinde değişik tekniklerin keşfi ile bugün gelinen noktada, özgün baskı tekniklerini
1. Yüksek Baskı (Ağaç baskı-Linolyum Baskı)
2. Çukur Baskı (Gravür)
3. Yüzey-Düz Baskı (Litografi-Çinkografi)
4. Şablon Baskı (Serigrafi/Elek Baskı)
olarak sınıflandırmak mümkündür.

Ülkemizde ilk kez 1732 yılında İbrahim Müteferrika tarafından basılan "Tarih-i Hind-i garbi" (Amerika'nin keşfi) adlı kitaptaki resimlerin basılması için özgün baskı tekniğinden yararlanılmıştır. Bu arada Otto Dix adlı ünlü sanatçının 1. Dünya Savaşı sırasında yaşanan kıyımı ve savaş sonrası yaralı ve aynı zamanda yaşam hırsıyla dolu toplumu, özellikle de fahişeler, dilenciler ve gazileri tasvir ettiği dramatik resimlerin sergilendiği özgün baskı sergisi geçtiğimiz yıl ülkemize gelen önemli sergilerden biri olmuştur.

Orhan Peker gibi pekçok sanatçı bilinen resim tekniklerinin yanısıra özgün baskı tekniklerini de kullanmışken, Aliye Berger, Mürşide İçmeli, Mustafa Aslıer, Süleyman Saim Tekcan gibi bazı sanatçılar da sadece özgün baskı resimler üretmişlerdir. Atları, hatları ve mezar taşları ile Anadolu kültür ve tarihinin simgeleşmiş imgelerini, tuğralar ve Osmanlı kaligrafisi ile yorumladığı özgün baskı resimleriyle tanınan Süleyman Saim Tekcan, geçen otuz yılın sonunda, 2004 yılında İstanbul Çamlıca'daki atölyesini İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi'ne (IMOGA) dönüştürmeyi başarabilmiştir. IMOGA, Batı'daki baskı merkezlerinde görülen bir anlayış ile sanatçıların bir araya geldiği, sanat hakkında konuşulup, tartışılan ve aynı zamanda da özgün baskı üretimi yapılan bir mekan olur ve bu üretimin sonucunda müzenin kolleksiyonu sürekli genişler. Bu araştırmaları yaparken "sanal müze"nin (http://www.sanalmuze.org/paneller/) tartışma dosyasında Ferit Edgü'nün Sanat Çevresi dergisinde bir özgün baskı sergisi ile ilgili hazırladığı sunuş yazısında "Serigrafi ofset baskı tekniğinin ilkelidir" diyerek başlayan ve pek çok özgün baskı sanatçısının katılımıyla interaktif hale bürünen tartışma dosyasına rastladığımı belirtmek isterim.

Fotoğraf sanatçısı İbrahim Demirel ise kolleksiyonuna dahil olan güvercin ve torbalı at gravürlerinin hatırasını anlattığı kitapçıkta Orhan Peker'in hastalığının son dönemlerinde Mustafa Pilevneli'nin Tatbiki'deki (Akademi'deki) atölyesini ziyareti sırasında hazırladığı, fakat bozulan sağlığı nedeniyle basamadığı 2 baskı kalıbından, Peker'in ölümünden sonra sınırlı sayıda baskı yapılarak sanatçı dostlar arasında pay edilirken kendi payına da düştüğünden bahsediyor ve bu kalıpların daha sonra imha edildiğini anlatarak hüzünlü bir anıya ortak ediyordu bizleri.

Özgün baskı sürprizlerle dolu bir tekniktir. Sanatçının kalıbı oyarken tasarladığı resim ile renklendirilmiş kalıbın kağıt üzerindeki baskısı arasında mutlak farklılıklar doğacak, bu da heyecanlı bir bekleyişe neden olacaktır. Ekim ayına girdiğimiz şu günlerde posta kutumu ardarda gelen sergi davetiyeleri doldurmakta. Bakalım yeni sanat sezonu bizleri hangi renkli sürprizlerle karşılayacak ve hangi düşlere sürükleyecek; bunu zaman gösterecek. Sergilerde buluşmak, karşılaşmak dileğiyle... Unutmayın, "Her resim birileriyle konuşmak ister, ama yalnızca ona seslenirseniz konuşur."

Alaattin Bender
www.alaattinbender.com

Kaynak resimler: IMOGA

  Alaattin BENDER                                                                            Ustaların İzinde...

← Tüm Yazılar Paylaşılmak İçin...