Kayıhan Keskinok - Eros'un Keskin Ok'u
Sanırım bir oniki yıl kadar önceydi. Henüz Pirinç Han o kadar tanınan bir yer değildi. Bilenler biliyordu sadece. O tarihlerde 40 odalı Han’ın orta katında İbrahim Demirel’in kardeşi Elif Hanım’ın el sanatlarını ve özgün dokumaları sergilediği küçük bir dükkanı vardı. Pencerenin hemen yanıbaşına yerleştirdiği çalışma masasının arkasındaki duvarı insan boyundan büyük bir nü (“nude”) tablo kaplıyordu. Sarı spot ışığın hüzmeleri kırmızılar içerisindeki kadın figürünün bedenini adeta bir alev gibi yalıyordu. ‘Çölde bir vaha’ misali etrafa ışık saçan, desenin ve estetiğin hakkını tamamlayan bir resimdi bu. Sanırım ilk orada görmüştüm O’nun resimlerinden birini, belki de en irisini. Atölyemden orta kata her inişimde o gün bugün gözlerim o resmin sıcaklığını arar.
En son Mart başında görkemli Turan Erol resim sergisini
izlemek için gittiğim Mimar Kemalettin’in eseri olan, şimdilerde Gazi
Üniversitesi olarak anılan bu görkemli yapı içerisindeki Resim-Heykel Müzesi
23 Kasım 2007 akşamı yine Gazi’li (sadece mezun olmakla kalmamış, bu okulda
ders de vermiş) bir sanatçıya - ressam Kayıhan Keskinok’a ev sahipliği
yapıyordu. Neredeyse “retrospektif” nitelikte sayılabilecek bu sergide başta
eski dostları olmak üzere, arada 7 yaşındaki birkaç küçüğü saymazsak, 17’sinden
77’sine tüm sanatseverler ve sanatçılar Kayıhan hocayı yalnız bırakmamıştı. Kimler
yoktu ki? Bir ara Cumhuriyet gazetesi yazarı Mustafa Balbay ellerini
kenetlemiş pür dikkat Keskinok’u dinliyordu. Ben de iki akşam öncesinde
Mustafa Ayaz’ın büyük fedakarlıklarla gerçekleştirdiği efsanevi ‘Mustafa Ayaz
Müzesi ve Kültür Merkezi’nin açılışında karşılaştığım Keskinok’un henüz
görmediğim resimlerini görmek, sanat serüvenini izlemek, belki de bu
satırları yazarak, aslında yazmakta geç kaldığım bir büyük ustayı siz sanat
dostlarına tanıtmak için gecenin karanlığında ışıl ışıl parlayan Müze’nin
yolunu tutmuştum. Keskinok’un bir yağlıboya otoportresi duruyor karşımda. Sadece kahverengi yeleği renkli. Portre grilere bulanmış, neredeyse fondaki uçuk mora yaklaşmış. Ağzında Avni Arbaş’ınkine benzer bir pipo. Gözüm resmin tarihine ilişiyor: 1986. Aynı anda gözüm dostlarıyla hatıra fotoğrafı çektiren Keskinok’a takılıyor. Resmi işaret ediyor gözlerim. Hocam diyorum, “bakalım yıllar - dile kolay 21 yıl - sizi ne kadar değiştirmemiş(!)”; bir görelim diyorum. Gülümsüyor. Ve deklanşöre basıyorum. Bakışlar, yine aynı bakış, ifade aynı. Yıllar Hocayı pek değiştirememiş. Takalar geçiyor allı yeşilli “takalar geçiyor allı yeşilli 1970’e tarihlenen kahverengi desen kalemi ile kağıt üzerine çalışılmış “Karadeniz düğünleri” isimli 6 küçük eskizin yer aldığı çalışma belki de bu devasa yağlı boya tabloların belkemiğini oluşturuyor. Sıra sıra, dizi dizi tekneler, takalar birbiri ardına dizilmiş, hepsi de bayraklarla donanmış. 2002 tarihli büyük boy başka bir desen çalışmasında üç, bilemediniz dört tekne omuz omuza yaslanmış, gölgeleri denize dalmış, öndeki teknede beyaz bir gelinlik içerisinde bir gelin ve siyah giymiş damat. Teknelerde davullar çalınıyor, halaylar çekiliyor, mendiller, bayraklar sallanıyor. Coşku coştukça coşuyor, Karadeniz gibi kabına sığmıyor. 98 tarihli tamzara (folklor) deseni “lavi” tekniğinde boyanmış. Kolların ve bacakların hareketi, figür bedenlerinin kıvraklığı enikonu resme yansımış. Ak kağıda düşen siyah mürekkep lekeleri öylesine dizginlenmiş ki, siyah siyah olmaktan, beyaz da beyaz olmaktan çıkmış, renk olmuş, ışık olmuş, griler oluşmuş. En sonunda da bıçağın kemiğe dayandığı gibi çizgi gelmiş ve lekeyi dizginlemiş. Az ve öz çizgi; karınca kararınca. Herşey resim tadında. Eline, kalemine, bileğine sağlık Usta. Destanlardan, koşmalardan da etkilenmiş Keskinok. Köroğlu’ndan, Karacaoğlan’dan. “Düşman geldi tabur tabur dizildi, dörtlüğü dillendirilirken at üzerindeki Köroğlu’nun bir güzeli atının terkisine atmak için yaptığı hamle izlenmekte. Her iki resim de epik ve lirik anlatımlar içeren şiir tadındaki Keskinok resimlerine birer örnektir. “Nazım’la Randevu” Diğer salondaki resimler “Nazım’la Randevu”yu anlatıyordu. Bir Cumhuriyet çocuğu olarak, Kuvâyi Milliye ruhunu yakından tanıyan Keskinok’u Nazım Hikmet’in “Kuvâyi Milliye Destanı” derinden etkilemiş ve Galeri ‘Sanat Yapım’da açtığı, benim de izleme fırsatı bulduğum sergisine “Nazım’la Randevu” ismini yakıştırmıştı. Bu asla bitip tükenmeyecek destandan dökülen epik dizeler bir bir tuvallerde yerini buluyordu: “...dümende ve başaltlarında
insanları vardı ki “...ateşi ve ihaneti gördük Keskinok, çocuk denecek yaşta - genç Cumhuriyet’in daha onuncu yılında - okulda çok sesli müzik eğitimini almıştı bile. Çok seslilik, çok renklilik resimlerine de yansımıştır. Sanki geçmişte söylenenlerin - efsanelerin peşine düşmüş gibidir. M.Ö. 2500-3000 yıllarına - Sümerler dönemine dayanan ve bilinen ilk yazılı destan olan “Gılgamış“ı da resme çekmiştir. Büyük boyutlu resimde “Gılgamış“ın “Enkidu” ile birlikte tanrıça “İştar” tarafından üzerlerine salınan azgın boğayı nasıl dize getirdikleri anlatılmaktadır. Sadece “Gılgamış“ mı; Keskinok tutkulu bir aşk hikayesi olan “Carmen” i de resimlerinde anlatmaktan geri durmamıştır. Öyle ki, eleştirmen Önder Şenyapılı yıllar önce Milliyet’te yayınlanan bir yazısında gerçeküstü öykülerin anlatımında Keskinok’u Fellini’ye rakip göstermektedir. Yerinde duramayan, kabına sığmayan bu delikanlının resimlerinde hep bir devinim vardır. Atlar koşanda, demirciler demir dövende, davullar zurnalar çalanda, horonlar tepilende, cambazlar havada uçuşanda, üç güzeller bel bükende, suya girende hep bir hareket, bir heyecan söz konusudur. Figür, Rıfat Ilgaz’ı tanıdıktan sonra mı girmiştir resmine, bilinmez. Ama, bilinen odur ki, figürler değişik açılarda iç içe geçen, sanki zaman eksenine paralel sudaki kırılmaları anımsatan değişik zaman dilimlerinden süzülüp gelerek aynı resmin çatısı içinde senfonik bir şiir tadında hayat bulurlar. Hem de yerçekiminin etkisini hiçe sayarak. Bu anlamda matematiğin - geometrinin olanaklarını hep kullanmıştır Keskinok. Sadece geometri mi? Alfanümerik karakterler de kimi zaman bir sirk gösterisinde, kimi zaman da yarışan bir atın eyerinde ortaya çıkarlar. Ve keskin, fakat noktasal bir ışık adeta değişik açılardan fener tutmuşcasına aydınlatır Keskinok resmini. Bir yumuşaklık, bir romantizm siner sanki resimlerine. Eros’un fırlattığı ok mudur Keskinok’un yüreğine saplananHer zaman söylediğim gibi sanatçının hayatı, yaşanmışlıkları
yüzüne yansımasa da eninde sonunda resmine yansır. Keskinok, ilk gençlik,
hatta çocukluk yıllarının anılarından başlayarak bir anlamda hayatını temize
çekmiştir resimlerinde. Eros’un fırlattığı ok mudur Keskinok’un yüreğine
saplanan? Nedir resimlerinde dolanan bunca anadan üryan kadınların sırrı? 18
yaşına kadar kaldığı Adana’da ilk aşklarını yaşamış olan İzmir doğumlu bu
efe, rivayete göre, mitolojideki “Üç güzeller”i andıran kızkardeşlerini korumak
için sırasında bir muşta bile edinmiş, ateşli, kavgacı bir Adana delikanlısı
olup çıkıvermiştir. Ve Seyhan nehrinin kenarında sıralanan barlardaki saçları
oksijen sarısı kadınlar gençliğinin idolleri olmuşken şimdi aynı kadınlar
Keskinok resimlerinin de idolleri olarak çoktan elmayı kapmaya ve arz-ı endam
etmeye başlamışlardır bile. Hayat devam ettiğine ve tarih tekerrür ettiğine
göre o resimlerdeki kadınlardan biri Hera, diğeri Atena, bir başkası da neden
elmayı kapan güzellik ve sevgi tanrıçası Afrodit olmasın? Onca yaşına rağmen,
sanatçının sevgiye ve aşka verdiği değer midir, onu Mehmet Akif Kız Öğrenci
Yurdu’nun önünde bekleşen 3 genç kız ile bir Keskinok da Turan Erol gibi gözlemlerini, etüdlerini çizmek için desen defterini yanıbaşından eksik etmeyen, her defasında farklı farklı okumalara girişen bir sanatçımız. Edebiyatçıların “Karalama Defteri” olur da ressamların olmaz mı? Ama, ressamların “Karalama Defteri” daha bir kalender olur. Eskiz sayfaları sırasında bir matematik defterinin kareli yaprağı olurken, bazen de “kağıdım yoktu, okuduğum romanın son sayfasını kullandım” dediği Fransızca bir romanın sayfaları olabilir. Tatilde de rahat durmamıştır bu muzip adam. Bodrum’da, Antalya’da güneşlenen, ‘pin pong’ oynayan güzelleri gözüne kestirmiş ve bir solukta eskiz defterine çekivermiştir. Keskinok’un desenleri şairlerin şiir kitaplarını da süslemiştir. Bunun yanısıra “Picasso ile Yaşamak” kitabını dilimize çeviren yine O’dur. “Diri mor”Renkleri rengarenk Keskinok’un: “Sıcak sarı, titrek yeşil,
utangaç pembe, küskün külrengi, diri mor ve kurşun kara”. Ama birini
diğerlerinden ayırıyor: “İlle de mor” diyor. Tahsin Saraç’ın deyişiyle: “Diri
mor.” Tahsin Saraç yıllar önce Kayıhan Keskinok’a atfettiği “Altı Ararenk
Üstüne” şiirinde Keskinok’un resimlerini şiir defterine çekmiştir. Sergide en
çok dikkatimi çeken resimlerden biri de 1970’li yıllara tarihlenen mor ahşap
çerçeveli yağlıboya resmi. Denizin orta yerinde yükselen “diri mor” bir kayalığın
üzerine çıkmış bir çift birlikte uzaklara bakmakta. Etrafta, yüzenler, denize
girenler... Bir grup ise kıyıda kah dinlenmekte, kah kurulanmakta. Yakın
planda mayolu bir çift birbirlerine ilan-ı aşk etmekte. Tadında bir “kurşun
kara”, kırmızı karınca kararınca, mayolara sinmiş bir tutam “titrek yeşil”
gözü okşamakta. Bir tutam mavi, dalgaların üstünde ağır ağır kıyıya
yaklaşmakta. “Sıcak sarı” gökyüzü ise ışıl ışıl parlamakta. Sevdim, hem de
çok sevdim hayat kokan bu Boğalarla güreşen ‘Matador’un asıl, resimle dansını gördüm bu resimlerde. Avuçlarının gücü yettiği kadar, yıldızlar sönene kadar fırçasını elinden bırakmayacak bir sanatçının azmini gördüm. Cumhuriyet’i el üstünde tutan, sözünün arkasında, resminin önünde, dostları ile birlikte dimdik ayakta duran, bildiğini öğrencileriyle paylaşmaktan geri durmayan, yaşadığını ve daha nice bir ömür yaşayacağını inkar etmeyen bir ressamın yavuklusu - resme ve dahi hayata sevdasını gördüm bu resimlerde. Kimbilir, belki de tıpkı seramik profesörümüz Jale Yılmabaşar ile olduğu gibi, bu yazım yayınlandıktan sonra, bizzat tanışır, uzun uzun sohbet ederiz kendisiyle. Usta ressam, onurlu efe, koca çınar Kayıhan Keskinok’a saygılarımla... Alaattin Bender Aralık 2007 Fotoğraflar: Alaattin Bender arşivi. Sergi: “Seçki”; 23 Kasım 2007 – 20 Ocak 2008 Not: 2007 yılı Sanat Kurumu Plastik Sanatlar - "Resim" ödülünü Kayıhan Keskinok 14 .01.2008 tarihindeki ödül töreninde Mustafa Ayaz ile paylaşarak almıştır.
|

köşede koklaşan çifti eskiz
defterine resimlemesine neden?
resmi.