|
'KORKUNÇ
BİR KAVGADIR RESİM'
|
"Resim, ışığa kavuşan herşeyi büyük
bir aşk ile incelemek ve bu aşkı renkler ve çizgiler aracılığı ile insanlara
aşılamak sanatıdır" der Bedri Rahmi. Gerçekten de resim sevgisi aşk gibi
bir şey. Sanat eseri bir resim karşısında her zaman ilk günkü gibi bir
heyecan duyar; resim sanatı uğruna maddi ve manevi zorluklara göğüs germek,
bu uğurda hertürlü fedakarlığı yapmak gerektiğine inanırım. Bu aşkı ressam Burhan Uygur şöyle
tanımlar: "Sanat aşk ister. Ama baştan savma sıradan bir aşk değil.
Yakalaması yürek isteyen bir aşk."
Öte yandan sanatta içtenlik çok önemli! Öyle ki, sanatçı çalışacağı konuyu,
biçimi özümsemeli, duygulanmalı, yüreğinde hissetmeli. Resim yaparken hem
fiziken hem de ruhen tablonun içinde gezinmeli; kısacası yüreğinin götürdüğü
yere gitmeli. Ben bunu bizzat denedim. Zaman zaman resim tarihine malolmuş
ünlü bir ressamın en beğendiğim resminden yola çıkarak resim yapmaya
başladığımda, bana ait olmayan birşeyleri boyadığımda, aklımın, benliğimin
bunu reddettiğini gördüm. Ortaya beğenilecek, albenili bir resim bile çıksa
ya onu tamamıyla sildim, ya da aynı konuyu benim resmim olarak yeniden ele
aldım. Bence doğrusu bu! Gelin, tam da bu noktada Avni Arbaş'ın sözlerine
kulak verelim: "İnsan yaptığı şeyi tanımalı. Eğer söyleyecek sözünüz yoksa
o zaman birşey yapamazsınız. İnsanlar hayal etmesini unutmuşlar. Sessizlik
yok, her tarafta gürültü var. Düşünmek çok önemli. İnsanlar yavaş yavaş
düşünmemeye doğru yönlendiriliyor."
"Benim
için mutluluk: Resim yapmak"
İçtenlik ve resim sevgisi konularında ressam Orhan Peker'in düşüncelerini
kendimle özdeşleştirim. Orhan Peker "Resim
benim için bir varolma meselesidir. Yani ben resim yaparken kendimi mevcut
hissederim. ... Benim için mutluluk: Resim yapmak" der ve
bunun "alın yazısı" olduğunu düşünür. Öte yandan "Resim sanatında her şeyden
önce içtenliğe inanırım. Sanatçı topluma bu yoldan varabilir. Sanatçı her
şeyden önce içinden geldiği gibi çalışmalıdır. Sürekli ve içtenlikli bir
çalışma sanatçının dilini yapar." diyerek çalışmanın önemini
vurgular. Kısa ömrüne karşın aynı kaygıyı taşıyan Van Gogh "Uzun vadede olgunlaşan ve
insanın yaptıklarını daha iyi ve doğru yapmasına yolaçan tek şey, biriken
deneyimler ve gündelik kusurlu çalışmalar. Böylece tek yol, uzun ve ağır
çalışma; ille de iyi şeyler yapma karar ve çabası ise yanlış."
der. Gerçekten de bu, Aşık Veysel'in "Uzun ince bir yoldayım"
sözleriyle dillendirdiği gibi uzun soluklu bir koşu, bir maraton adeta.
"Yoğun acımasız,
tanıksız, sanatçıyla kendi arasında bir kavga."
Biçim sorunu, renk, armoni, ritim,
kompozisyon kaygıları 'sanat'ın 'olmazsa olmaz!' kaygılarından. Aslında
yüreğiniz ile mantığınız arasında hassas bir denge sanat. Birinden biri ağır
bastığında sanatın tüm tılsımının kaçacağını, yapılan işin sanattan
uzaklaşacağını söylemek sanırım hata olmaz. Orhan Peker'in dediği gibi "Sanat herşeyden önce, kalple
kafa arasında gerçekleşiyor. Bundan bir denge, bir armoni çıkarmak kolay
değil." "Sanat belki bir çeşit tatmindir, rahatlamadır. Ama sanatçı
için mi, seyirci için mi? Gelmiş geçmiş bütün iyi sanatçılar acı çekmediler
mi" diyerek yüreğinde duyduğu sızıyı açığa vurur. Ressamın
taşıdığı bu mutsuzluğu asıl kaygısı şiir olan, ancak son dönemlerde yaptığı
resimleri de günyüzüne çıkaran 'şiirin uç beyi' İlhan Berk de yazarken taşır:
"Yazmak mutsuzluktur,
mutlu insan yazmaz. Bu yeryüzünü olduğu gibi görmeme engel olan ve bana bu
yeryüzünü cehennem eden bu yazmak eyleminden kurtulduğum, mutlu olduğum bir
tek şey var: resim yapmak." Mimar-ressam Le Corbusier ise "Korkunç bir kavgadır resim.
Yoğun acımasız, tanıksız, sanatçıyla kendi arasında bir kavga."
diyerek son noktayı koyar.
"Biten bir şeyler
oluyor. Ama resim değil de çoğu zaman boya bitiyor..."
Bedri Rahmi, yazımın başındaki resim tanımını yaptıktan sonra "... Ben renk peşindeyim. Benim
anladığım resim hiçbir zaman bitmiyor. Biten bir şeyler oluyor. Ama resim
değil de çoğu zaman boya bitiyor, terebentin bitiyor, çalışma sevinci
bitiyor, en kötüsü ömür bitiyor." diyerek sanatçının ölüme
karşı çaresizliğini, serzenişini anlatırken Andre Malraux da "ölüme karşı tek yanıt
sanattır" diyerek sanatın gücünü vurgulamaktadır. Bu arada
Akademi'nin grafik bölümünden mezun, dünyanın sayılı karikatüristlerinden
1928 doğumlu Semih Balcıoğlu'nu da rahmetle anmadan geçemeyeceğim.
Dilerseniz, 2-24 Kasım 2006 tarihleri arasında 43.
kişisel sergisini Nurol Sanat Galerisi'nde açacak olan, daha önce 'Maviydi
Bisikletim, Hem de Alman Malıydı' başlıklı yazımla tanıtmaya çalıştığım
ressam Söbütay Özer'in sözlerine kulak vererek yazımızı noktalayalım:
"Resim gece gidilen bir yol gibidir. Arabamızın farları yolu ne kadar
aydınlatıyorsa o kadarını görürüz. Ondan sonra karşımıza ne çıkacağını sadece
düşleriz. O anda göremeyiz ama ilerledikçe her şey ortaya çıkar..."
Kasım ayı hem Başkent'te, hem de İstanbul'da sanat fuarlarının açılışını
müjdeleyerek yaşamımızı renklendirecek, sanatseverleri ve sanatçıları
buluşturacaktır. ArtForum Ankara 2. Plastik Sanatlar Fuarı Atatürk Kültür
Merkezi'nde 18-26 Kasım 2006 tarihleri arasında izlenebilir. 28 Ekim - 5
Kasım 2006 tarihleri arasında ARTİST 2006 isimli 16. İstanbul Sanat Fuarı 25.
TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı ile eş zamanlı olarak izlenirken Artİstanbul 2006
- Uluslararası Çağdaş Sanat Günleri ise 21-26 Kasım 2006 tarihleri arasında
Salıpazarı'ndaki Antrepolar'da gerçekleştirilecektir.
'Işığın ve hüznün ressamı':
Modigliani
Hayatı sahneye taşıyan Ankara Devlet Tiyatrosu bu kez 'Işığın ve hüznün
ressamı' olarak anılan figür resmiyle ünlü, İtalyan ressam Amadeu
Modigliani'nin açlık, yoksulluk ve hastalıkla örülü yaşamı, sanatı, aşkı ve
dramından üç günlük bir kesiti sahneye taşımakta. Modigliani'nin (1884-1920)
genç yaşta ölümünden bir gün sonra ise başka bir trajedi gerçekleşir. Hayatı,
Andy Garcia'nın oynadığı bir filme de konu olan, Dennis McIntyre'nin yazdığı
'Modigliani' oyunun yönetmeni Barış Eren, babası ressam Cemil Eren'den ötürü
zaten çocukluğundan bu yana resimle yoğrulmuş, resim çalışmış bir kişi.
Dolayısıyla bu yönü oyuna renk üstüne renk katacak diye düşünüyor ve resimle
ilgilenen tüm sanat dostları başta olmak üzere herkese bu oyunu tavsiye
ediyor, izlemek için sabırsızlanıyorum.
Sanat paylaşılmak, hayat yaşanmak, yaşam hüzünlenmek ve sevinmek için...
Alaattin Bender
www.alaattinbender.com
|