|
BAŞKA,
BAMBAŞKA
Orhan PEKER
|
|
Ressam Orhan PEKER ile ilgili aşağıdaki yazım "BAŞKA, BAMBAŞKA"
20 Haziran 2004 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi - Kültür sayfasında (syf.14) yayınlanmıştır!
|
Sevgili sanat dostları. Başka, bambaşka
gözlerin ardında saklı resimlerdi onlar.
Liseyi bitirdiğim yıllardı. Sanırım, bir yılbaşıydı. Rahmetli babamın
getirdiği Meteksan takvimindeki resimler çok dikkatimi çekmişti. Alnında
püskül beyaz bir at başı, topraktan fışkırırcasına bir Aşık Veysel portresi,
kocaman gagalarıyla kara kargalar, duvar kenarında terkedilmiş tek kürek,
başlangıçta ne olduğunu o zamanlar çok kestiremediğim koşuşturan tulumbacılar
(itfaiyeciler) çok net hatırladığım resimlerden bir kaçı. Öyle ki, bu
resimlerin pekçoğunu asetatla kaplayıp evimizin duvarlarına astığımı dün gibi
hatırlıyorum. Hatta, tulumbacılar başlığının yanında yer alan
"litografi" kelimesi öylesine belleğime kazınmıştı ki, neden sonra
anladım bunun bir baskı tekniği olan "taşbaskı resim" anlamına
geldiğini.
"Avni Arbaş, ne kadar kükremiş, şaha kalkmış, Kuvayi Milliye atlarının
ressamıysa Orhan Peker de o denli yorgun, bitkin araba atlarının, beygirlerin
ressamıydı" der Ferit Edgü. Öte yandan, Orhan Peker'in "Hüzünlü At"
adlı resmine ilişkin olarak da "Boynunda yem torbası, başı hafif öne
eğik, boyu ve ayakları olağanüstü uzun, toynakları resmin dışında kalmış bu
at, duvarda yerini aldığından bu yana, içinde bulunduğu mekana bir yalnızlık
yaymaya başladı." diye sürdürür.
Şair-ressam İlhan Berk ise "Orhan'ın bütün resimlerinde, insan, hayvan,
ölüdoğa resimlerinde olsun içten içe hep bir yalnızlık, acı göze çarpar. Bu
en aydınlık resimlerinde de vurur. Hüznü, acıyı kazımaya gelmiştir sanki. Bu
ilk anda vurmaz, yavaş yavaş işler insana. En sonra vurur. ...Orhan'ın yaşamı
gözlerine vurmuştur. Öte yandan, bu gözlerden vuran ise yalnız ve yalnız
hüzündür. Bu yüzden onlara göz olarak bakmadan önce hüzün diye bakmalı. Bunca
yalnızlığı, hüznü bu gözler nereden toplamıştır diye düşündüğümde, öyle kolay
kolay bir yere oturtamadım." demektedir.
Kendi eliyle yazdığı kısa yaşam öyküsünde de belirttiği gibi 1927 doğumlu
Orhan Peker, daha çocukluk yıllarında ak kağıda damlayan siyah mürekkep
lekelerinde çekici, ekspresif biçimler görmeyi başarabilmiştir. 1942 yılında
Sankt Georg Avusturya lisesinde yatılı okumaya başlar. Ancak, 2. Dünya
Savaşının sona ermesiyle okul kapanır ve 1945 yılında Turan Erol ve Fikret
Otyam ile birlikte Akademide Bedri Rahmi Atölyesine kaydolur. 1947 yılında arkadaşlarıyla
birlikte 10'lar grubunu kurar. Akademiyi bitirdiğinde öğretmen olmayı hiç
düşünmez. Resim yapabilmek ve hayatını kazanmak için çeviri, tiyatroda
dekoratörlük, tercümanlık, kitap resimleme gibi yan işlerle de uğraşır. İlk
kişisel sergisini 1953 yılında İstanbulda Cep Tiyatrosu'nda açar. 1956
yılında Salzburg'da "Oskar Kokoschka Yaz Akademisi"nde ustanın bir
resmini kopyalar ve Kokoschka, kendi resmine çok benzeyen bu resme hem kendi
imzasını atar, hem de "Aslı ile karıştırıyorum" yazar. 1959'da
Ankara'ya yerleşir.
1960
yılında Samanpazarı yangınına tanık olur. Bu yangın, Orhan'ı çok
etkilemiştir. Enkaz içinde dolaşır. İtfaiye Müzesini gezer. Ve sonuçta
"tulumbacılar" konulu seri resimleri ortaya çıkar. Ellerinde
hortumlar sağa sola koşuşturan tulumbacılar. İtfaiyecileri atlar izledi.
Sokağa her çıkışında rastladığı hep de arabalara koşulmuş, üzgün, sesiz yük
beygirleri; kimi zaman yem torbalarına gömülmüş beygirler. Tek başına ya da
kümeler halinde. Sanki yığın insanları anlatır gibi. Hep de hüzünlü. Sonuçta,
1965 yılındaki Devlet Resim Yarışmasında "Beyaz Atlar" resmiyle
gelen birincilik ödülü.
1967 yılında Özden Erdem (kendisi hayatta olup, tanışma fırsatı elde ettim)
ile evlenir. Artık Özden ve siyah-beyaz kedisi "Başka" (kedisinin
adı) da yerini alır resimlerinde. Ak ile kara değil miydi Orhan'ın temel
renkleri? Şezlongda Başka, Gramofon dinlerken Başka, anlayacağınız Başka,
Bambaşka resimlerdi onlar. Derken ayrılık.
Güvercinler de onun ana temalarından biriydi, değil miydi ki hep
etraftaydılar. Tekli, ikili, sinmiş, bir köşeye çekilmiş üşüyen güvercinler.
Ve diz çökmüş ikili üçlü kara mandalar. Bunca melankoliye karşın Peker, en
canlı olanın da en canlı rengin de hakkını asla yemedi. Öfkeli ibiğiyle
dünyaya horozlanan horozlarında, kırmızı gramafonlarında, kırmızılı
şezlonglarında, kırmızı sandalyesi, mavi çaydanlığında, kırmızılı ev ve
karpuz dilimleri resimlerinde de bir o kadar çarpıcıydı. Peker'in bir başka
ilginç yanı da gazete kağıdından keçeye, polistiren köpüğe kadar çok ilginç
malzemeler üzerine de resim yapmış olması idi. Dışavurumculuk, Peker'in
resimlerinde hep ağır basmış; konu sıkıntısı hiç çekmemiş, yanıbaşındaki bir
tuzluk ve yumurtayı dahi cesaretle resmedebilmişti.
Orhan Peker'in Aşık Veysel portresinin (TRT yarışmasında başarı ödülü
kazanmıştır) yanına Aliye Berger ve Ragıp Buluç portrelerini de dışavurumcu
örnekler olarak katabiliriz. Ancak, Aliye Berger portresi İlhan Berk'in
dediği gibi "bir çığlık bir yangındır sanki. Asıl da bir renk
cümbüşü."
"Resim sanatında her şeyden önce içtenliğe inanırım. Sanatçı topluma bu
yoldan varabilir. Sanatçı her şeyden önce içinden geldiği gibi çalışmalıdır.
Sürekli ve içtenlikli bir çalışma sanatçının dilini yapar. Gerçi üslup bir
tutsaklıktır gerçekte. Üstelik günümüzde fabrikasyon yapan patent ressamları
da alabildiğine çoğalmıştır. Bunların ünlerinden ileriye fazla birşey
kalacağını sanmıyorum. Ben değişmeyi (ana görüşlerden sapmadan) doğal
buluyorum" diye yazmıştı Orhan Peker.
Öylesine içerdi ki Orhan Peker. Arkadaşları onun ertesi gün kalkamayacağından
endişelenir iken onları demir gibi ayakta karşılardı. Ancak, sonunda vücudu
da isyan etmiş ve benden bu kadar dercesine sarılığa yakalanmıştı. Orhan
Peker'in son haberini alan eski dostu Fikret Otyam şöyle yazar:
"Almıştım o kara haberi, o kara haber ki telgraftan tez gider, tez
dağılır. Orhan karaciğer kanseri idi, Orhan siroz idi. Sarılık idi ki
bunların hiçbirisi de iflah ettirmezdi adamı..." 1978 yılının 29 Mayıs
akşamında Orhan Peker eserleri ve dostlarıyla vedalaştı...
Sanat, paylaşılmak için.
Kaynakça: -1994 tarihinde Milli Reassürans
Sanat Galerisi tarafından bastırılan Orhan Peker kataloğu.
-Şubat 2002 tarihinde
Milli Reassürans Sanat Galerisi tarafından bastırılan Orhan Peker kataloğu.
Alaattin Bender
www.alaattinbender.com
|
Alaattin
BENDER
Ustaların İzinde...
|
|