|
"MAVİYDİ BİSİKLETİM, HEM DE ALMAN
MALIYDI" Söbütay
ÖZER
|
Ankara'da geçtiğimiz aylarda Helikon Sanat Galerisinde
izlemiştik Söbütay Özer'in
mavilere boyalı resimlerini. Dilerseniz, gelin bu ilk yazımızda Sanata onunla
yelken açalım. Başlığa gelince… Yıllar önce Oda tiyatrosunda izlediğim Dinçer
Sümer tek kişilik oyununa başlarken tıpa tıp belleğimde iz eden bu cümleleri
sıralamıştı. "Maviydi bisikletim, hem de Alman
malıydı". Mavileri sıkça kullanan ve bisiklet figürünü
resimlerinden hiç eksik etmeyen bir Sanatçıya bu başlığın yakışacağını
düşündüm. Umarım beğenirsiniz.
Üniversite
yıllarında kampüsten şehre inişlerimde mutlaka Vakko mağazasının 5.katındaki
sanat galerisine (artık yok!) çıkar ve resim sergilerini izlerdim. 80'li
yılların ortalarıydı sanırım. Düzenlenen sergilerden birinde, durakta
kümelenmiş Magirüs minibüslerin resmedildiği büyük boyutlu resimler vardı.
Karlar üzerinde mavi lekelerden oluşan dolmuş kümelerine doğru yürüyen soluk
sarı giysili atkısını sıkı sıkıya boynuna dolamış insan figürlerinin yer
aldığı, dolmuş ayrımının işareti olan turuncu bantların kullanılarak
kontrastların yaratıldığı bellekte iz bırakan resimlerdi onlar. Öyle ki,
duraktaki dolmuş kahyasının resmedildiği 155x155 cm boyutundaki bir resim
1983 yılında DYO Resim yarışmasında ödül almıştır. Bu sanatçı, sonradan 1990
yılından itibaren kendisiyle bizzat tanışma fırsatını bulduğum Söbütay Özer'den
başkası değildi.
Hayat tesadüflerle doludur. 1990 yılı kışıydı. Bir televizyon programında
izlediğim resim atölyesinin ortamı çok dikkatimi çekmişti, hem o yıllarda
atölyelere rastlamak pek olası değildi. Neden sonra zorlukla yerini
bulabildiğim Güvercinlik'teki Toprak Mahsulleri Ofisi yerleşkesinde hangardan
bozma bir sanat atölyesi idi burası. İçeride klasik müzik eşliğinde hummalı
bir çalışmanın yapıldığı, şövalelerinin başında birer silahşör gibi
fırçalarını kuşanmış bir grup resim çalışıyordu. Başlarındaki eğitmenlerden
biri olan Gazi üniversitesi resim bölümü öğretim üyelerinden Söbütay Özer'le
ilk burda tanışmış ve hemen resim kursuna oracıkta büyük bir sevinçle
kaydolmuştum. Söbütay Hoca çok mütevazi, sakin kişilikli yapısıyla ve
herşeyden önce yanlışlarımızdan çok doğrularımızı öne çıkaran eleştirel
bakışıyla resim çalışmalarımıza ışık tutmuştu. 1994 yılında bu atölyenin
kapanması hepimizi derinden yaralamıştı. Bir daha da Ankara'da resim, heykel,
seramik çalışmalarının yapıldığı böyle bir atölyenin eşine benzerine hiç
rastlanamadı. Orası ilk ve sondu. Resme gönül vermiş beş arkadaş Söbütay
Özer'in Türk İş bloklarındaki atölyesini 6 ay kadar süreyle paylaştık.
Sanatçının resimlerinin duvarları süslediği, resimlerin yanısıra ahşap kasalı
saatlerin duvarları bezediği, bir kömürlü ütünün kurumuş çiçeklere kol kanat
gerdiği, bol ışık alan rengarenk bir atölyeydi burası. Bir odasında sanatçı
yıllar içerisinde çalıştığı resimleri istiflemişti ki, o odanın bir
cephesinde yaklaşık 3 m. uzunluğunda, 2,5 m. yüksekliğinde bir kaç parçadan
oluşan görkemli bir resim asılıydı. Bu resimde her şey vardı. Çizgi, renk,
leke, benek … Van Gogh sarılarının hakim olduğu, açık koyu renk lekelerinin grilerle
dengelendiği, onlarca kedi figürünün resmin içerisinde çalılar, ayçiçekleri
içerisinde köşe kapmaca oynarcasına saklandığı, bir yarışmada da sergilenmiş
bir resimdi bu.
Turan
Erol'un öğrencisi olmasına rağmen Orhan Peker gibi yakın çevresindeki her
objeyi, her konuyu imbikten geçirerek süzdükten sonra resmeden bir sanatçıydı
Söbütay Özer. Bu amaçla, her fırsatta Ankara Kalesi eteklerindeki
antikacıları dolaşır, ilgisini çeken kırmızı bir gemici feneri, yuvarlak
hatlı eski bir ahşap iskemle, sarkaçlı-sarkaçsız duvar saatleri, bakır bir
sürahi , mavi sırlı çinko bir çaydanlık, kararmış kömürlü ütü gibi pek çok
objeyi satın alır, atölyesine istifler; bu objelerin tuvallerdeki yerini
almasını beklerdi. Öte yandan, karşı blokların balkonlarına asılı bisikletler,
Ankara'nın mavili dolmuşları, Dışkapı civarında, satılmak için kafes arabalar
içerisine istiflenmiş tavuk kümeleri; göç yolları üzerindeki Edirne'de
gençlik yıllarında tanıştığı uzun bacaklı, uzun gagalı leylek kümeleri,
bisiklet kiralayan bisikletçiler belleğinde yer etmiş birer resim konusuydu
onun için. Son dönemlerinde, yazlarını geçirdiği Ayvalık evleri, burada
gördüğü iki tekerlekli eşek arabaları ve tekneler. Ama her daim resimlerinden
eksik olmayan güvercinler ve gelinciklerini belki de en başta saymam
gerekirdi.
Rengarenk maviler, karmen kırmızıları, acı kahverengiler, parlak sarılar,
zümrüt yeşillerini öyle ustaca kullanır ki, renkler onun tuvallerinde doruğa
ulaşır; açık koyu lekeler renkli grilerle dengelenir hep. Boyayı dokular
halinde öyle yoğun kullanır ki, izleyenler fırçanın nasıl coştuğuna, nasıl
salındığına tanıklık eder.
Geçen yıl Mart ayıydı. Yolum İzmir'e düşmüştü. Akşamın karanlığı İzmir
semalarına çökmüştü bile. Müze kapanışına 1 saatten az kalmasının verdiği
acelecilikle Konak Meydanından bir taksiye atladığım gibi ikinci kordon
üzerinde Ege Palas Otelini biraz geçtikten sonra restore edilmiş iki katlı
ahşap şirin yapının önünde bitiverdim. Burası eski bir konaktan dönüştürülmüş
Selçuk Yaşar Resim Müzesi idi. Hani, şu meşhur DYO Resim Yarışmaları'nda ödül
alan resimlerin sergilendiği mütevazı bir müze. Öyle ki, ahşap merdivenlerden
üst kata çıkar çıkmaz merdivenin solunda, köşede Söbütay Özer'in DYO ödülü
alan dolmuş kahyasını resimlediği büyük boyutlu "Kahya" resmi
oracıkta asılı duruyor. Burada hemen belirtmeliyim ki, dergide veya internet
sayfasında bir resmi izlemekle resmin karşısına geçip izlemek arasında
gerçekten çok fark var. O mavilerin arasında prusya, ultramarin, kobalt,
serilyum mavileri ile birlikte ne morlar, lacivertler gördüm bilemezsiniz.
Rengarenk bir renk şöleni. Birden geçmişe döndüm ve kendimi o dolmuş
durağında dolmuş beklerken çevreme bakar buldum; öyle ki kahya da atkısını
boynuna dolamış, bir taraftan yolcuları izliyor, diğer taraftan soğuktan
titriyor. Renklerin yansıdığı, fırça hareketlerinin aksettiği boyalı
yüzeylerdeki kıvrımlar ve ritm kış izlenimini enikonu vermekte, insanı
ürpertmekte.
1949 İpsala doğumlu sanatçı 1973 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü
Resim-İş Bölümünden mezun oldu. 5 yıl Hasanoğlan Öğretmen Okulu'nda çalıştı.
1978 yılından bu yana Gazi Eğitim Fakültesi'nde öğretim üyesi olarak
çalışmakta olup öğretmenliğe gönlünü adamış üretken bir sanatçıdır o.
Bilinçli ve kararlı tutumu ile yer yer soyutlamalar da yapan Söbütay Özer,
gerçekçi ve kalıcı bir sanatın, özgün resimsel değerleri atlamadan, uzun
araştırma ve deneyler sonunda kökleşeceği görüşünü ilke edinmiştir. Bir
sanatçının ünvan için uğraşmasının sanatından çaldığına inanır. DYO ödülüne
ilaveten kazandığı başlıca ödüller arasında 1983 yılı VAKKO Resim
yarışmasında Mansiyon, 1987 yılı Devlet Resim ve Heykel Sergisinde Başarı
Ödülünü sıralayabiliriz.
Yolu Ankara'ya düşen sanat dostu arkadaşları dövülen bakırın çıkardığı
seslerin bir ressamın düşlerine karışarak tuvale döküldüğü, Ankara Kalesi'nin
eteklerindeki antikacılar mabedi tarihi Pirinç Han'daki resim atölyeme
bekliyorum. Sanat paylaşılmak için …
Alaattin Bender
www.alaattinbender.com
|
Alaattin
BENDER
Ustaların İzinde...
|
|