20 Şubat 2026

Söbütay Özer - Maviydi Bisikletim

Alaattin Bender Makale Görseli: Söbütay Özer - Maviydi Bisikletim

     "MAVİYDİ BİSİKLETİM, HEM DE ALMAN MALIYDI"              Söbütay ÖZER

Ankara'da geçtiğimiz aylarda Helikon Sanat Galerisinde izlemiştik Söbütay Özer'in mavilere boyalı resimlerini. Dilerseniz, gelin bu ilk yazımızda Sanata onunla yelken açalım. Başlığa gelince… Yıllar önce Oda tiyatrosunda izlediğim Dinçer Sümer tek kişilik oyununa başlarken tıpa tıp belleğimde iz eden bu cümleleri sıralamıştı. "Maviydi bisikletim, hem de Alman malıydı". Mavileri sıkça kullanan ve bisiklet figürünü resimlerinden hiç eksik etmeyen bir Sanatçıya bu başlığın yakışacağını düşündüm. Umarım beğenirsiniz.

Üniversite yıllarında kampüsten şehre inişlerimde mutlaka Vakko mağazasının 5.katındaki sanat galerisine (artık yok!) çıkar ve resim sergilerini izlerdim. 80'li yılların ortalarıydı sanırım. Düzenlenen sergilerden birinde, durakta kümelenmiş Magirüs minibüslerin resmedildiği büyük boyutlu resimler vardı. Karlar üzerinde mavi lekelerden oluşan dolmuş kümelerine doğru yürüyen soluk sarı giysili atkısını sıkı sıkıya boynuna dolamış insan figürlerinin yer aldığı, dolmuş ayrımının işareti olan turuncu bantların kullanılarak kontrastların yaratıldığı bellekte iz bırakan resimlerdi onlar. Öyle ki, duraktaki dolmuş kahyasının resmedildiği 155x155 cm boyutundaki bir resim 1983 yılında DYO Resim yarışmasında ödül almıştır. Bu sanatçı, sonradan 1990 yılından itibaren kendisiyle bizzat tanışma fırsatını bulduğum Söbütay Özer'den başkası değildi.

Hayat tesadüflerle doludur. 1990 yılı kışıydı. Bir televizyon programında izlediğim resim atölyesinin ortamı çok dikkatimi çekmişti, hem o yıllarda atölyelere rastlamak pek olası değildi. Neden sonra zorlukla yerini bulabildiğim Güvercinlik'teki Toprak Mahsulleri Ofisi yerleşkesinde hangardan bozma bir sanat atölyesi idi burası. İçeride klasik müzik eşliğinde hummalı bir çalışmanın yapıldığı, şövalelerinin başında birer silahşör gibi fırçalarını kuşanmış bir grup resim çalışıyordu. Başlarındaki eğitmenlerden biri olan Gazi üniversitesi resim bölümü öğretim üyelerinden Söbütay Özer'le ilk burda tanışmış ve hemen resim kursuna oracıkta büyük bir sevinçle kaydolmuştum. Söbütay Hoca çok mütevazi, sakin kişilikli yapısıyla ve herşeyden önce yanlışlarımızdan çok doğrularımızı öne çıkaran eleştirel bakışıyla resim çalışmalarımıza ışık tutmuştu. 1994 yılında bu atölyenin kapanması hepimizi derinden yaralamıştı. Bir daha da Ankara'da resim, heykel, seramik çalışmalarının yapıldığı böyle bir atölyenin eşine benzerine hiç rastlanamadı. Orası ilk ve sondu. Resme gönül vermiş beş arkadaş Söbütay Özer'in Türk İş bloklarındaki atölyesini 6 ay kadar süreyle paylaştık. Sanatçının resimlerinin duvarları süslediği, resimlerin yanısıra ahşap kasalı saatlerin duvarları bezediği, bir kömürlü ütünün kurumuş çiçeklere kol kanat gerdiği, bol ışık alan rengarenk bir atölyeydi burası. Bir odasında sanatçı yıllar içerisinde çalıştığı resimleri istiflemişti ki, o odanın bir cephesinde yaklaşık 3 m. uzunluğunda, 2,5 m. yüksekliğinde bir kaç parçadan oluşan görkemli bir resim asılıydı. Bu resimde her şey vardı. Çizgi, renk, leke, benek … Van Gogh sarılarının hakim olduğu, açık koyu renk lekelerinin grilerle dengelendiği, onlarca kedi figürünün resmin içerisinde çalılar, ayçiçekleri içerisinde köşe kapmaca oynarcasına saklandığı, bir yarışmada da sergilenmiş bir resimdi bu.

Turan Erol'un öğrencisi olmasına rağmen Orhan Peker gibi yakın çevresindeki her objeyi, her konuyu imbikten geçirerek süzdükten sonra resmeden bir sanatçıydı Söbütay Özer. Bu amaçla, her fırsatta Ankara Kalesi eteklerindeki antikacıları dolaşır, ilgisini çeken kırmızı bir gemici feneri, yuvarlak hatlı eski bir ahşap iskemle, sarkaçlı-sarkaçsız duvar saatleri, bakır bir sürahi , mavi sırlı çinko bir çaydanlık, kararmış kömürlü ütü gibi pek çok objeyi satın alır, atölyesine istifler; bu objelerin tuvallerdeki yerini almasını beklerdi. Öte yandan, karşı blokların balkonlarına asılı bisikletler, Ankara'nın mavili dolmuşları, Dışkapı civarında, satılmak için kafes arabalar içerisine istiflenmiş tavuk kümeleri; göç yolları üzerindeki Edirne'de gençlik yıllarında tanıştığı uzun bacaklı, uzun gagalı leylek kümeleri, bisiklet kiralayan bisikletçiler belleğinde yer etmiş birer resim konusuydu onun için. Son dönemlerinde, yazlarını geçirdiği Ayvalık evleri, burada gördüğü iki tekerlekli eşek arabaları ve tekneler. Ama her daim resimlerinden eksik olmayan güvercinler ve gelinciklerini belki de en başta saymam gerekirdi.

Rengarenk maviler, karmen kırmızıları, acı kahverengiler, parlak sarılar, zümrüt yeşillerini öyle ustaca kullanır ki, renkler onun tuvallerinde doruğa ulaşır; açık koyu lekeler renkli grilerle dengelenir hep. Boyayı dokular halinde öyle yoğun kullanır ki, izleyenler fırçanın nasıl coştuğuna, nasıl salındığına tanıklık eder.

Geçen yıl Mart ayıydı. Yolum İzmir'e düşmüştü. Akşamın karanlığı İzmir semalarına çökmüştü bile. Müze kapanışına 1 saatten az kalmasının verdiği acelecilikle Konak Meydanından bir taksiye atladığım gibi ikinci kordon üzerinde Ege Palas Otelini biraz geçtikten sonra restore edilmiş iki katlı ahşap şirin yapının önünde bitiverdim. Burası eski bir konaktan dönüştürülmüş Selçuk Yaşar Resim Müzesi idi. Hani, şu meşhur DYO Resim Yarışmaları'nda ödül alan resimlerin sergilendiği mütevazı bir müze. Öyle ki, ahşap merdivenlerden üst kata çıkar çıkmaz merdivenin solunda, köşede Söbütay Özer'in DYO ödülü alan dolmuş kahyasını resimlediği büyük boyutlu "Kahya" resmi oracıkta asılı duruyor. Burada hemen belirtmeliyim ki, dergide veya internet sayfasında bir resmi izlemekle resmin karşısına geçip izlemek arasında gerçekten çok fark var. O mavilerin arasında prusya, ultramarin, kobalt, serilyum mavileri ile birlikte ne morlar, lacivertler gördüm bilemezsiniz. Rengarenk bir renk şöleni. Birden geçmişe döndüm ve kendimi o dolmuş durağında dolmuş beklerken çevreme bakar buldum; öyle ki kahya da atkısını boynuna dolamış, bir taraftan yolcuları izliyor, diğer taraftan soğuktan titriyor. Renklerin yansıdığı, fırça hareketlerinin aksettiği boyalı yüzeylerdeki kıvrımlar ve ritm kış izlenimini enikonu vermekte, insanı ürpertmekte.

Söbütay Özer1949 İpsala doğumlu sanatçı 1973 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümünden mezun oldu. 5 yıl Hasanoğlan Öğretmen Okulu'nda çalıştı. 1978 yılından bu yana Gazi Eğitim Fakültesi'nde öğretim üyesi olarak çalışmakta olup öğretmenliğe gönlünü adamış üretken bir sanatçıdır o. Bilinçli ve kararlı tutumu ile yer yer soyutlamalar da yapan Söbütay Özer, gerçekçi ve kalıcı bir sanatın, özgün resimsel değerleri atlamadan, uzun araştırma ve deneyler sonunda kökleşeceği görüşünü ilke edinmiştir. Bir sanatçının ünvan için uğraşmasının sanatından çaldığına inanır. DYO ödülüne ilaveten kazandığı başlıca ödüller arasında 1983 yılı VAKKO Resim yarışmasında Mansiyon, 1987 yılı Devlet Resim ve Heykel Sergisinde Başarı Ödülünü sıralayabiliriz.

Yolu Ankara'ya düşen sanat dostu arkadaşları dövülen bakırın çıkardığı seslerin bir ressamın düşlerine karışarak tuvale döküldüğü, Ankara Kalesi'nin eteklerindeki antikacılar mabedi tarihi Pirinç Han'daki resim atölyeme bekliyorum. Sanat paylaşılmak için …

Alaattin Bender
www.alaattinbender.com

     Alaattin BENDER                                                                            Ustaların İzinde...

← Tüm Yazılar Paylaşılmak İçin...