|
HER YER, HİÇ BİR YER
Turan EROL
|
Sevgili sanat dostları. Söbütay Özer, Orhan Peker, Fikret
Mualla, Aliye Berger derken yazılarımız neredeyse dizi haline geldi. Yazı
dizimizin beşinci ayağında halen Ankara'da yaşayan ressam Turan Erol'u
tanıtmaya çalışacağım. Turan Erol ismiyle ilk tanışıklığım, İstanbul'da
İstiklal caddesinde dolaşırken bir kitapçı vitrininde rastladığım kitabın
kapak resmindeki "mavi tekne iskeleti"ni görmem ile birlikte
olmuştur. Sanırım bir on yıl kadar önceydi. Ön planda inşa halinde mavi bir
tekne iskeleti, yanıbaşında beyaz bir gümbet (su sarnıcı), arka planda mavi
berrak gökyüzü altında sıra halinde şirin, beyaz Bodrum evleri. Retrospektif
niteliğindeki birbirinden güzel resimlerle donatılmış bu kitap Ada yayınları
tarafından 1989 yılında yayınlanmış idi.
"Çizgi, renk, leke, benek" diyordu Bedri Rahmi resmin yapı
taşlarını sıraladığı "Resme Başlarken" kitabında. Değil midir ki, O
Turan Erol'un Akademideki hocasıdır. Gerçekten de Reis'in bu öğüdüne sıkı
sıkıya sarılmıştır. "Bedri Rahmi'nin yazıları, şiirleri ve resimleriyle
bende özellikle 1947 sonlarına kadar büyüleyici, alt üst edici ama olumlu
etkileri olmuştur" der Turan Erol. Bir önceki yazımda da belirttiğim
gibi Reis, sadece Turan Erol'un değil, Orhan Peker'in de hocasıydı.
"Orhan Peker'in paletini düşünürsek, Turan Erol onun karalarını beyaza
bulamaya gelmiştir sanki. Resmi aydınlık, duru doğanın resmidir. Dışarıda,
hep dışarıdadır gözü. Orhan Peker'in tersine, O daha çok dışarısını dünya
diye kabullenmiştir." der İlhan Berk.
Her akşam, iş çıkışı turnikelere kartımı basarken hep aynı
turnikeden geçmeye gayret eder, turnikeye yaklaşırken başımı sağa geriye
doğru çevirir ve ilerideki pencereden sızan Banka Kolleksiyonundaki
"Kıyı" resminin aydınlanmış görüntüsünü pek zahmetli bir açıdan
yakalamaya çalışır, adeta mıh gibi hafızama kazırım. Yaklaşık 70x100 cm.
ebadındaki bu resmin neredeyse tamamına yakınında sabah sisinde el ele
tutuşmuş deniz ve gökyüzü boyanmış; deniz nerede başlar, gök nerede denize
kavuşur bilinmez adeta. Bu geniş gri (beyaz-mavi karışımı) lekenin altında,
resmin yaklaşık 1/5'inde kara, (kahverengi, siyah, mavi renklerin eridiği)
sanrılı bir leke hakim. Bu lekenin içerisinde ise birbiri üzerine istiflenmiş
belli belirsiz tekneler. Yer yer de kahverenginin sıcak kırmızı tonuna
bürünmüş bir tuşe ve kirli sarı bir tuşe ile resmin silkinişi, dışa vurumu.
Bu resme bakarken insan sanki bir düş görür gibidir. Yahya Kemal'in
"Sesiz Gemi" şiirini anımsatır gibi; ne gelen var ne giden…
Turan Erol resimlerinden bir seçki yapacak olsak; Ağrı dağı, tekne kaburgaları
(iskeleti), Bodrum görüleri, kömür dağıtım yeri, Milas'ın kemerli taş
köprüleri, gecekondular, bozkır, kent görünümleri ile enginar çiçeklerini
resmettiği nature-morte resimlerini sıralayabiliriz. Sanatçı, aslında Ağrı
dağını hiç görmemiştir. Ancak, Ara Güler'in fotoğrafından izleyebilmiştir o
yüce dağı. Van Gogh misali yıldızlı bir gecede ışıldayan mavilere bürünmüş
karlarla kaplı Ağrı dağının eteklerindeki, pencerelerinden ışık sızan,
kapıları aralanmış, karanlığa bürünmüş bacaları tüten dam evler. Gerçekten
lirik bir anlatıma ve gize sahiptir Turan Erol'un bu resmi.
Benzer bir gizi 1986 tarihli "Kömür Dağıtım Yeri"
resminde de görürüz. Kimin aklına gelirdi ki, çocukluğumuzdaki kömür taşıyan
torbalı at arabalarının bir resme konu olabileceği. At arabalarının arka
planında kara kömür vagonları ile güneş batarken sarı kepçeler. Kim, hangi
cesaretle ve iştahla is kokan, karalara-grilere bürünmüş kömür deposunun
içine dalacak ve oradan 1m. x 3m. boyutunda anıtsal bir resim çıkaracaktı.
Tabii ki Turan Erol.
Tekne iskeletlerine gelince. İlk, onun resimlerinde gördüm onları. Sonra
Bodrum'a ilk gidişimde İçmeler'de keşfettim tekne yapım yerini. Devasa
tekneler, Bodrum guletleriydi bunlar. Korunmak için özel hangarları vardı.
Hemen her gidişimde de uğramadan edemedim. Yalıkavak'ta, Türkbükü'nde hep
izledim onları. Gerçekten, kısa boylu, tıknaz Bodrum'lu ustalar iç içe geçmiş
yüzlerce yaydan, yatay-dikey ahşap burgalardan sabırla, titizlikle uzun zaman
sürecinde inşa etmekteydiler bu tekneleri. En az onlarınki kadar sabır ve
titizlik isteyen güç bir uğraş tekne kaburgalarını resmedebilmek. Değilmidir
ki, sakin, ağırbaşlı, disiplinli, akılcı ve dengelidir Turan Erol; o halde
zoru başaracaktır. Bu arada, Onun resimlerinde bisiklet öğesine sık sık
rastlarız. Bir resminde bisiklete binen bir figür görmekle birlikte, çoğu
zaman bisiklet tekne iskeleti önünde sere serpe yerde uzanmaktadır. 1927
Milas doğumlu Turan Erol, o buruk, ezik çocukluğunu anlatırken
"Çocukluğumu düşününce bana o günlerden kalan anıların pek tatlı
olmadığı sonucuna varıyorum. Epeyce külüstür yetiştiğim bir gerçek. Bisiklete
binmeyi bile bilmem. Yalnız ata binerdim. Hem de deli gibi sürerdim..."
der. Kimbilir, belki de Onun resimlerinde bisiklet öğesinin yer alışının bir
nedeni de bu buruk çocukluk anıları olabilir. Öte yandan, tekne
iskeletlerindeki yaylar-eğrilerle bisiklet tekerlerindeki eliptik-dairesel
görünüm Turan Erol resimlerinin ölçüye, düzene, geometriye sıkı sıkıya bağlı
oluşunun bir sonucu olsa gerek. Milas'ın kemerli taş köprüleri üzerinden
geçen atlı, bisikletli figürlerin yer aldığı resimleri de yine
bilinçaltındaki çocukluk dönemi ile ilişkilendirmek yanlış olmaz sanırım.
Sanatçı, Milasta geçen ortaokul yıllarındaki anılarından
bahsederken adı ressama çıkmış arkadaşı Nihat ile birlikte bir pastanede
asılı olan Murillo'dan kopya edilmiş olduğunu sonradan öğrendiği zenci çocuk
portresine olan hayranlıklarını, daha çok da özentisiz, rahat fırça
vuruşlarının kendisini daha çok ilgilendirdiğini belirtir. Nitekim, bu tavır
Turan Erol resimlerinde bir imza niteliğinde hep kendini gösterir. 1951'de
Güzel Sanatlar Akademisini bitirdikten sonra 1960 yılına kadar Diyarbakır'da
resim öğretmenliği yapar. Diyarbakır dönüşü hayatını sürdüreceği bozkır şehri
Ankara'ya yerleşmesiyle birlikte görü (peyzaj) resimleri daha bir üretkenlik
ve olgunluk kazanmış, süssüz, yalın bir anlatım diline bürünmüştür. Sanatçı,
On'lar grubunun üyeleri arasında yer alır. 1955 yılında Meclis'in hazırladığı
Vilayet Resimleri yarışmasına seçilince sanat yaşamı ivme kazanır. 1961-1964
yılları arasında Fransız Hükümetinin bursuyla Paris'te çalışmalar yapmıştır.
1963-1973 yılları arasında Gazi Eğitim Enstitüsü'nde öğretim üyesi olarak
görev almış; 1987 yılında profesör olmuştur. Devlet Resim, TRT Resim
yarışmaları başta olmak üzere pek çok ödüle sahiptir. Sanatçının
"Ulus" gazetesinde "Defterimden" başlığıyla kaleme aldığı
yazıları ayrı bir değer taşır.
Sonuç olarak, Turan Erol'un cümleleriyle onun doğaya bakışını özetlersek;
"Çevreme bakıyorum, ama çevremi yansıtmak kaygısıyla değil; başka
kaygılarım olduğunu görüyorum. Doğaya- dolayısıyla çevresine- çok bakan bir
ressam olduğum halde, hiçbir resmimde doğa verilerine, "doğal
olan"a sadakat gösterdiğim (öyle sanılsa da) söylenemez. Hatta
diyebilirim ki, ben çevreme bakarken imgelemimde, "tin"imde varolan
bir biçim ve içerik ilişkisinin, bir sezginin doğadaki karşılığını, benzerini
arıyor gibiyim. … Adeta, doğadan bir onay bekler gibiyim."
Yine ne kadar şanslıyım ki, Ankara'da Helikon Sanat Galerisindeki sergisinden
epeyce sonra yaklaşık iki yıl önce, İstanbul Beyoğlu'nda, restore edilmiş
yeni AKBANK Kültür ve Sanat Merkezinin enfes iki katlı Galerisindeki
retrospektif nitelikli "Seçki" başlıklı görkemli Turan Erol
sergisini izleme fırsatını elde ettim. Kimbilir, bu izler (Avni Arbaş, Orhan
Peker ve Turan Erol) belki bende de bir yol bulur mu bilinmez; bunu zaman
gösterecek.
Kaynakça: -Ada yayınları tarafından 1989
yılında yayınlanmış Turan Erol kataloğu.
-Mart 1998 tarihinde Yapı
Kredi Yayınları tarafından bastırılan Turan Erol kataloğu.
Alaattin Bender
www.alaattinbender.com
|
Alaattin
BENDER
Ustaların İzinde...
|
|