|
ZAMAN TÜNELİNDE BİR GEZİNTİ
|
Bu ayki yazımın konusunu belirlemekte
hayli zorlandım. Bunun en
belirgin nedeni sergi sezonunun sona yaklaşıyor olması idi. Gerçi, İstanbul'a
yaptığım 2 günlük seyahatten de umduğumu bulamamıştım. Zira, Evin sanat
galerisindeki Nuri İyem anısına düzenlenen retrospektif sergi ben yetişemeden
birkaç gün önce kapanmıştı. Yaklaşık 5 yıl önce AKM sergi salonunda izleme
fırsatı bulduğum ressam Salih Turan - namı-diğer "Sali"nin yine
aynı salonda düzenlenen "Yol Poşadları" * sergisini de göremedim.
Otele ulaşmak için Beyoğlu'nda ilerlerken Yapı Kredi Kazım Taşkent sanat
galerisinin önünde durakladım. Vitrinden ressam Ömer Uluç'un üç boyutlu
işleri gözüme çarptı; salonun kapısını yokladım, kapalı idi. Ne yapalım, bu
kez şans yüzüme gülmemişti. Biz de akşam arkadaşlarla birlikte soluğu
Nevizade sokakta aldık. Balık ve rakı eşliğinde başladık koyu bir sohbete...
''1800'lerden Günümüze Zamanın Belleği''
Gazete haberlerinden birinde Halkbank'ın resim kolleksiyonundan seçkileri
Ankara Resim Heykel Müzesi'nde sergileyeceğini duymuş, açılış gününü
öğrenmiştim. Ancak o gün kızımın diş randevusu vardı. Yine de dönerken
şansımı bir denemek istedim; ancak Müze'nin girişi ana baba günüydü. Koruma
ordusu ve protokol Müze'yi çevrelemişti. Eskaza araba ile içeri girebildiysem
de davetiyem olmadığı ve o gün resepsiyon olduğu için geri çıktım. Nihayet,
takip eden haftasonu Pazar günü izleyebildim sergiyi. İki büyük salona
yayılan sergi Halkbank'ın 68. kuruluş yıldönümü etkinlikleri kapsamında ''1800'lerden Günümüze Zamanın
Belleği'' adını taşıyordu. 145 eserin ilk kez sergilendiği
gerçekten görkemli bu sergide seçkin sanatçıların seçilmiş eserleri
sergileniyordu. Sergi, sadece Halkbank'ın resim koleksiyonunun gelişimini
sunmakla kalmayıp, resim tarihini geniş bir perspektiften değerlendirme,
ayrıca sanatçıların zaman tüneli
içerisinde sanatlarındaki değişimi gözlemleme olanağı da sunuyordu.
Söbütay Özer Hoca'nın mavi bir "Vosvos" otomobili kırmızı
çiçeklerin arasına sakladığı 1980'li yıllara tarihlenen resmi ilgi çekici
idi. Muharrem Pire'nin dörtnala koşan üç atı adeta bulutlarla yarışa
tutuşmuştu. En eski Ankara ressamlarından biri olan İhsan Cemal Karapurçak'ın
bozkır Ankara'sını resimlediği, sıcak renklerin, pastel tonların hakim olduğu
resim hemen dikkkatimi çekti. İstanbul'daki retrospektif sergiden sonra, bu
yıl Orhan Peker resimlerine doymuştum adeta. Ama sergide iki günebakan
çiçeğini sarmalamış bir figürün resimlendiği 1975 tarihli son dönem - Ayvalık
dönemi - 128x137 cm boyutlu Peker resmini izlemek benim için sürpriz oldu.
Salih Acar sanki sevgiliye haber ulaştırmak için dizilmiş, kanat çırpan dört
turnayı resimlemişti. Turan Erol'un önceden sadece katalogda gördüğüm, ama
hep dikkatimi cezbeden beyaz lekelerle çevrili "Bodrum" resmini de
bu sergide izleme fırsatını buldum. Fethi Arda'nın zeytin ağaçlarının
gölgesindeki Bodrum evi önündeki 3 figürü resimlediği çalışma, sıcak Akdeniz
kasabasının tüm şiirselliğini taşıyordu. Avni Arbaş, Hamza İnanç, Zafer
Gençaydın, Habip Aydoğdu ve Hasan Pekmezci de belleğimde yer eden ressamlardan
birkaçı idi. Bu görkemli serginin düzenlenmesinde sanat danışmanlığını
Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nden Prof. Dr. Hasan Pekmezci
üstlenmiş. Ancak, yine de böyle değerli bir serginin yeterince
duyurulamaması, resimlerin sadece 2 hafta için sergileniyor olması, diğer
taraftan da hakettiği ilgiyi görememesi hem üzücü idi, hem de bu görkemli
resimleri adeta öksüz bırakıyordu. Sergilenen resimleri belgelemek açısından
bastırılan katalog sanatseverleri sevindirecek nitelikte idi.
İçinden tren geçen sergi

İçinden tren geçen sergiyi de ne yapıp edip izleme fırsatı buldum. İsmini
şair Baudelaire'in, "Buradan Çok Uzakta" adlı şiirinden alan sergi,
tarihi Ankara Garı'nda düzenlenmiş. İzleyiciler, aslında yolcular demek daha
doğru, sanatçıların işlerinin arasından geçerek uzun ve keyifli bir yolculuğa
adım atmaktalar. Tren Garı'nda sanatseverlere videodan fotoğraflara,
enstelasyondan üç boyutlu işlere, şemsiyeden peluş eserlere ve pullu mektup
zarflarına kadar geniş bir yelpazede güncel sanat yaratımları sunulmakta.
Sanatçılar ile yolcuları aynı çatı altında buluşturan mekânda anılar ve
yaşananlar bir araya geliyor. Örneğin, peron önünde mektupların sergilendiği
enstelasyon çalışması biraz sonra ayrılacak olan iki sevgilinin "veda"sına
tanıklık ediyordu. Gar sergisini düzenleyen Döne Otyam, 'Alışılagelmiş bir
sergileme anlayışından çıkıp en işlek kamusal alanda düzenlemek istedik.
İnsanların uğrak yeri olan bu mekânda bireylerle sanatçıyı tek çatı altında
buluşturuyoruz. Sanatçıyı, kapalı ve steril mekânlardan uzakta yeni bir
yolculuğa, hayatın içinde dolaşmaya davet ediyoruz" yorumunu yapmakta.
Gidenlerin ardından...
Mayıs ayı mateme büründü adeta. Art arda 3 değerli insanı yitirdik. Selvi
Boylum Al Yazmalım, Ah Güzel İstanbul, Hayallerim Aşkım ve Sen, Adı Vasfiye…
Ve daha nicelerini gözler önüne seren, kadının sorunlarına cesurca eğilen,
sinemamızın gurur kaynağı, duayeni Atıf Yılmaz Batıbeki'ni yitirdik. Artık
hayat perdesi onun için bir daha aralanamayacak. Sinemada 50 yılın ardından "Bir Sinemacının Anıları"
isimli kitabının önsözünde; "Haya tım boyunca ne günlük tuttum, ne de
filmlerimle ilgili bir şeyler biriktirebildim. Ne senaryolarımı, ne de
aldığım ödülleri… Evimde, çektiğim filmlerden birinin bile video kaseti
yoktur desem, ihtimal inanmak istemezsiniz" diyen ve hâlâ dinamik, hâlâ şaşırtıcı
olmayı başaran usta yönetmen Atıf Yılmaz, sinemada bir ömür ayakta kalmayı bu
özelliğine bağlıyor ve ekliyor: "Nostalji kavramıyla uzak yakın hiçbir
ilgimin olmaması, geçmişte olan her şeyi kafamdan silip atma, reddetme
eğilimim ve hep ileriye, geleceğe doğru bakarak yaşamayı seçmem." 80
yaşında yitirdiğimiz bu koca çınar için başta eşi Deniz Türkali ile kızı
ressam Kezban Arca Batıbeki olmak üzere tüm sinemaseverlere başsağlığı
diliyorum.
Erdal Öz ismi ile Can Yayınları'ndan çıkan "Gülünün Solduğu Akşam"
kitabını okurken tanıştım. Bir döneme tanıklık etmeye çalışan kitabı için
yazar Erdal Öz "öbür
kitaplarımda da olduğu gibi 'insan'ı ele almıştım. Deniz Gezmiş ve
arkadaşlarını 'insan' olarak yazmaya çalışmıştım. Onları, bir heykel, bir
put, bir mit, bir bilimkurgu kahramanı gibi değil, ayakları yere basan,
bizlerden biri gibi; korkuları, sevinçleri, acıları, hüzünleri, pişmanlıkları
olan, yürekli, yiğit insanlar olarak dile getirmeye çalışmıştım."
demiştir. Sadece yazıları ile yetinmemiş, kurucusu olduğu "kalp"
logolu Can Yayınları vasıtasıyla pek çok yazarı edebiyat dünyası ve okurlarla
tanıştırmıştır. Ne acı tesadüftür ki, "Gülünün Solduğu Akşam"
hayata gözlerini kapamıştır.
"Şairim/ne zaman bir
köy türküsü dinlesem/şairliğimden utanırım" diyerek
türkülerin hakkını teslim etmişti Bedri Rahmi Eyüboğlu. Çocukluğumun ilkokul
yıllarında sabahları okula gitmek üzere hazırlandığım sırada bir Dadaloğlu
şiiri olan "Kalktı Göç eyledi Avşar illeri" diye başlayan türkü
hala dün gibi kulaklarımda çınlar. "Bozkırın Tezenesi" Neşet
Ertaş'ın türküleri ve kendine özgü yorumu insanı içine çeker. "Haydar,
Haydar, Haydar!" türküsü ile belleklerimizde iz eden ünlü halk ozanı Ali
Ekber Çiçek de kayan yıldızlar arasında artık; ancak "hoş bir sada"
olarak seslenebilece k biz türkü
dostlarına. Halk ozanı Ali Ekber Çiçek'in ''Gerçekleri
göstermek, gerçeğe kavuşmak ve gerçeği olduğu gibi insanlara anlatmak için
çalışmış bir insanım. Cahilden uzak, kâmile yakın oldum; büyüklerime saygı
ile, küçüklerime sevgiyle yaklaştım. Konuşulan her kelâmı ibadet gibi
dinledim, kimseyi acizlik ve bilgisizlikle itham etmedim... Bu icraatım
boyunca hiçbir maddi menfaat sağlamadan, insanların duygularını sömürmek gibi
bir yanlışlığa meydan vermedim." sözleri hayli
düşündürücüdür.
Gidenlere ağıt olsun: "Hazin
Hazin Eser Seher Yelleri"...
Alaattin Bender
www.alaattinbender.com
* "Poşad"
(Fransızca Pochade): Doğrudan doğruya doğa içinde yapılan renkli yağlıboya
küçük resim eskizi.
Not:
Sergi fotoğrafları Alaattin Bender tarafından çekilmiştir.
|
Alaattin
BENDER
Ustaların İzinde...
|
|